Blogger tarafından desteklenmektedir.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

ÖYKÜ (BEKLENMEDİK YALNIZLIK SON)




Merhaba Arkadaşlar,

"Beklenmedik Yalnızlık Serisi"nin son kısmını paylaşıyorum sizlerle bugün. Bir kadının sessiz, sedasız ve de yalnız terk-i diyar eylerken bıraktığı  mektubun satırlarına sızacaksınız şimdi. 

Kendi sırları, acıları ve yaşanmamışlıkları ile hayata veda eden içimizdeki yüzlerce kadından sadece bir tanesi o. 

Dilerim kelimelerim, cümlelerim, duygularım kısacası öyküm yarattığım kahraman gibi yalnız kalmaz :))




Sevgili Tahir;
Şu an bu satırları neden yazdığımı bilemiyorum. Sana ulaşıp ulaşmayacağından bile emin değilim. Çok uzun yıllar önce, zaman tünelinin derinliklerine hapsettiğim duygularım yeniden gün ışığına çıkmak istedi ısrarla, nedense. Yorgun bedenimi terk etme telaşına düşen ruhumun son arzusu olabilir mi acaba bu? Bilemiyorum, en yalın anlatımıyla bir iç dökme ya da gönül yükünü hafifletme telaşı diyelim istersen.
            Yıllar önce, seninle ilk karşılaştığımızda kaderimin en gizli kahramanı olacağını hissetmiştim sanki. Çok da yanılmamışım aslında. O kadar gizli, o kadar gizemliydin ki içime kor ateşi yaktıktan sonra aniden ortadan kayboluverdin. Uzun zaman kimse haber alamadı senden. Gidişini takip eden ilk iki yıl boyunca yalan, yanlış adreslere, mektuplar yazıp durdum, biliyor musun?


 Meğer ümitsiz aşkının peşinden yurt dışına gitmişsin. Ne kadar da safmışım, ne büyük bir aptalmışım öyle değil mi Tahir? Ne bekleyebilirdim ki zaten? Semtinize yeni taşınmış bir körpeyle, üç beş kez çay içip, gizli kaçak buluştun diye gönül bağı kuracak halin yoktu ya hemen. İlk aşkın, Zuhal’i unutturur düşüncesiyle savrulduğun Şermin’e, ne gibi bir yükümlülüğün olabilirdi? Zuhal’in ailesi seni onaylamadı diye, sana kız mı yoktu sanki? Teselliyi alkol şişesinde aradığın bir akşam, önce “evlenelim” deyip sonra da sahip olduğun Şermin’le son perdesini kendi yazdığın bir tiyatro oyunu oynamıştın yalnızca. Yıllarca kalbinde ve hayalinde devleştirdiğin Zuhal’i, bir anda yerle bir etmek mümkün müydü hiç? Neticede Şermin’e zorla sahip olmamıştın. Abartılacak bir taraf yoktu bunda, öyle değil mi Tahir? İnsan kendi vicdanını başka hangi kelimelerle aklar acaba?
            Sonradan öğrendiğime göre ne yapıp, edip ermişsin muradına, kavuşmuşsun Zuhal’ine. Fakat bir müddet sonra kısmi felç geçirip, tekerlekli sandalyeye bağlı yaşamak zorunda kalmışsın. O dönemlerde; getirdiğin fiziksel yüke ve girdiğin psikolojik bunalıma genç ve güzel eşin dayanamamış ve 6 ay sonra seni terk etmiş. Eee insan yükü ağırdır Tahir. Çekene de zor, bakana da zor demişler. Şu an tıpkı benim de içinde bulunduğum durum gibi yani. Ama manevi çocuklarım var Allah’tan yanımda. Onlar da benimle birlikte çile dolduruyor, bahtsız yavrucaklar.
Bana gelince çok da merak etmedin gerçi ama yine de anlatayım senden sonrasını istersen; hamile olduğumu öğrendiğimde uzun zaman ne yapacağımı bilemedim ve en sonunda senden kalan en önemli hatıraya sonuna kadar sahip çıkmaya karar verdim. Genç yaşında karnında bebeği ile dul kalan en yakın arkadaşım Gülnur’a sığındım ve karnım belirmeye başladıktan sonra da neredeyse hiç dışarıya çıkmadım. Doğum zamanlarımız birbirine yakındı. Gülnur ikiz çocuk doğurdu diyecektik etrafa fakat buna gerek kalmadı. Çünkü Gülnur’un bebeği doğumdan dört gün sonra öldü. Bu kayıptan 1 hafta sonra ise benim doğumum gerçekleşti. Akabinde Gülnur, bizim çocuğumuzu evlat bilip ona sarıldı. Önce eş sonra da evlat acısını çocuğumuzla onardı. Biyolojik anne olarak ben, teyze rolüyle yetinmek zorunda kaldım. Zaten başka bir seçeneğim de yoktu.
Sevda ne kadar hastalıklı bir duygu değil mi Tahir? Her şeyi hazmettiriyor insana. Neden soruyorum ki şimdi bunu sana? Elbette biliyorsun. Aynı kaderi paylaşmıyor muyuz aslında? İkimiz de sevilmeden sevmedik mi? İkimiz de terk edilmedik mi? ikimiz de yaşarken ölmedik mi? Birbirimizi en iyi yine biz anlarız öğle değil mi sence de? Tek farkımız vedalaşma biçimimiz sanırım.
Kâğıt üstünde birkaç kuru itiraf gibi görünen bu yıkık dökük hikâyenin özüne ömrümü adadım biliyor musun Tahir? Yıllarca seni hep uzaktan sevdim ve “acaba bir gün döner mi?” diye bekledim, kendime bile hissettirmeden bekledim. Genç halini, engelli halini, yaşlı halini, hasta halini ama sadece beni seven halini bekledim. O zamanlar, bana geri dönen tek şey muhatap bulamayan mektuplarım oldu. Ardından kendi çocuğumu uzaktan sevdim ve ona da tam olarak annelik edemedim. Şimdilerde ise beklediğim tek şey ölüm. Tek sadık gerçeğim. Randevusuna geç kaldığı hiç görülmemiş yeni yol arkadaşım.
İnsanı yıkan hastalık değil biliyor musun Tahir, insanı asıl yıkan ümitsizlik, moralsizlik ve kimsesizlik. Anladım ki; şu hayatta bize verilen en büyük hediye sadece ve sadece sevdiklerimizle birlikte olabilme şansı imiş. Karşılık bulan sevgi ile harman olma duygusuymuş. Bu duygu halesi diğer bütün kazanımları kucağımıza koyan en büyük güçmüş meğer. İşte ben bu güce hiçbir zaman sahip olamadım Tahir. Seninle ilgili kötü düşünmek istemedim, sana küsmedim, küsemedim “ah” da etmedim. Haklı sebepleri olmalı deyip kendi közümde yanmayı tercih ettim. Zaman içinde gönül hastalığımla barıştım ve hatta onun yok etme durumuna alıştım. Belki de aptallıktı bilemiyorum. Dedim ya sevda da bir nevi hastalık hali. Son günlerimde tabutumu ısıtacak birkaç cılız sevgi sözcüğü ile uğurlandığımı hayal ediyorum sadece ve her şeyle yetindiğim gibi bununla da yetiniyorum. Son olarak; eğer hala hayatta isen seni, oğlumuz Cengiz’e emanet ediyorum Tahir. Seni ve beni gizli gizli seven bir kadın vardı dersin belki ona. Elveda. 
                                                                                                                                                 Şermin.  











3 yorum:

  1. Ah Şermin ahhh.Niye hayatını öyle heba etmiş yaaaaa :( Tahir gittikten sonra farklı seçimlerle hayata tutunabilirdi bence.Kalemine sağlık...

    YanıtlaSil
  2. offf ya off yaa ne hayat yaşamış. ya keşke mektup yazmak yanında gidip görseymiş tahiri bi ara yaa, belki de görseydi birlikte olurlardı. adam unutmuş demek ki. of çok üzücü bu. aman ya böle hayatlar yoktur işallah :) böyle ömür geçer mi yaa :)

    YanıtlaSil

Google+ Followers