Blogger tarafından desteklenmektedir.

21 Şubat 2019 Perşembe

BİRAZ DA BİLİM / TEKNOLOJİ (2)

Şubat 21, 2019 97 Comments
Merhabalar Sevgili Blog Ailem,
Bilimdeki hızlı gelişmeler, onları okuyup takip edebilme hızımızla eşdeğer neredeyse. 21-28 Aralık 2018, 4 Ocak 2019 ve 15 Şubat 2019 sayılı “Herkese Bilim Teknoloji” dergisinden derlediğim bazı ilginç başlıkları sizlerle de paylaşmak istedim. Umarım beğenir ve de şaşırırsınızJ
Artık hasta çocukların yerine derslere robotlar giriyor: Hasta öğrencilerin günler, haftalar, hatta ciddi rahatsızlık durumunda aylarca okula gidemedikleri dönemler olabiliyor, malumunuz. Geliştirilen yapay zekâ ürünü akıllı robotlar sayesinde artık öğrencilerin derslerden geri kalmaları önlenmiş oluyor. AV1 isimli robot sınıfta öğrencinin yerine oturuyor ve çocuğun hem gözü hem de kulağı oluyor. Çocuk robotu evden ya da hastaneden kontrol edebiliyor. İsterlerse roboto kendi başlıklarını giydirip, boyunlarına şal bağlayıp kendilerine benzetebiliyorlar. Norveç, İngiltere ve Holanda'da 807 adet robot sınıfta oturup ders takibi yapıyor.
İnsan dışkısından kömür üretimi: İsrail’deki Ben-Gurion Üniversitesi bilim insanları, enerji üretimi yapan bir tuvalet geliştirmeye çalışıyorlar. Vakumlu ortamda yüksek ısıya maruz bırakılarak kömüre dönüştürülebilen dışkı için ilk bulguları ümit vaat edici olarak değerlendiriliyor.
Elektrikli otomobiller: 3 dakika şarj ile 100 kilometre gidebilen otomobiller ve artan şarj istasyonları sayesinde elektrikli otomobillere yeşil ışık yakılmış gibi.
Mezar Hırsızları artık uzaydan takip ediliyor: Yüz yıllardan bu yana kültürel mirasa zarar veren mezar hırsızları, ölülerle birlikte gömülen silah, altın ve ziynetlerin peşindeler hala. Bern Üniversitesi’nden Gino Caspari, uydu tekniği kullanarak mezarların durumunun uzaydan görülebildiğini ve bu tür kötü niyetli insanlarla mücadelede  faydalı bir hizmet olabileceğini açıklamış. 

Sivrisinek sorunu sona erecek: Sıtma taşıyıcısı bir sivrisinek türü, laboratuvar ortamında gerçekleştirilen genetik müdahale ile 8-12 nesil içinde tamamen ortadan kaldırılabilmiş. 
Kadın beyni daha uzun süre genç kalıyor: En fazla enerji harcayan organımız olarak beynin günde yaklaşık 140 gram dikoz yaktığı biliniyor. Bu da aşağı yukarı 14 yemek kaşığı şekere karşılık geliyormuş. Bu enerjinin işlenme biçimi ise yaşa göre değişiyor. Kadın ve erkek beyni arasındaki farkın neden kaynaklandığı tam olarak ortaya konmamışsa da bu konu üzerindeki araştırmalar devam ediyor.

Uyurken Öğrenmek mümkün: Bern Üniversitesinde, 41 erkek ve 41 kadın denek üzerinde yapılan araştırmalara göre uyurken öğrenmek mümkün. Ancak bilim insanları istenmeyen sonuçlar doğurabileceği için uyku halindeyken beyne bilgi yüklemeyi şimdilik önermiyorlar. 

Yeşil alanlar kalbi koruyorAmerika’nın Kentucky eyalinde yer alan Lousville kentindeki Lousville Üniversitesi araştırmacıları, beş yıl boyunca kentin farklı bölgelerinde yaşayan 408 kişiden düzenli kan ve idrar örneği alıp analiz ediyorlar. Analiz sonucunda yeşil bölgelerde yaşayanların pek çok açıdan avantajlı oldukları ortaya çıkıyor.

Hastalıklarda kalıtım mı çevre mi daha etkili? ABD'de yapılan ve Nature Genetics'de yayınlanan araştırmalara göre hastalıkların yaklaşık %40'ı genetik faktörlerden, %25'i ise çevre ve sosyo-ekonomik faktörlerden kaynaklanıyor.
Harvard: Yaklaşan cisim uzaylılara ait olabilir: Harvard Üniversitesi’nden iki astrofizikçi, 2018 yılı sonlarına doğru yayımladıkları makalede güneş sistemimize giren bir uzay cisminin uzaylılar tarafından “araştırma yapmak için” gönderilmiş olabileceğini belirterek büyük şaşkınlık yarattılar.
Bilimde Çin şaha kalktı: Dünyada en kaliteli 100 araştırma kurumunun 51’i Çin’de imiş. Patent verilen ülkelerin başında da 2017 verilerine göre Çin geliyormuş. Onu ABD ve Japonya, Kore ve Almanya izliyormuş. Türkiye ise bu listede 19. sırada.
Dışarıya göç eden beyinlerin ülkeye maliyeti: 243 milyar dolar: 2017’de göç edenlerin sayısı bir önceki yıla göre % 42 oranında artarak 240 bini aşmış durumda. Bunun ülkemize maliyeti 243 milyar dolar. Bu göçü engellemek için Sanayi ve Teknoloji bakanlığı kesenin ağzını açmış ve bilim/teknoloji ile uğraşan nitelikli insanları geri getirmek için 24 bin TL maaş ve 1 milyon TL araştırma bütçesi önermiş.

Şimdilik havadislerim bu kadar. Üçüncü seride görüşmek dileğiyle :))


Etiketler: Bilim, Teknoloji



14 Şubat 2019 Perşembe

İSTİRİDYE MİMİ

Şubat 14, 2019 76 Comments
Merhabalar,
Öncelikle 14 Şubat Sevgililer Gününüz kutlu olsun. Sevgilisi olmayanlar ve bu durumdan mustarip olanlar güzel/yakışıklı bir sevgili bulsun. Hediye bekleyenler umdukları hediyeyi alsın. Beklemeyenler inşallah bir sürprizle karşılaşsın. Böyle iyi diyenler öyle kalmaya devam etsin. Bu günleri kim icat ediyor diyenler “Google” hazretlerine başvursun. Neyse bunun sonu gelmez. Ben kendi gündemime döneyim en iyisi.
Bugünkü gündemim "mim". Ama durun bir dakika bir şeyi daha yazmadan geçmeyeyim. Bugün aynı zamanda “Dünya Öykü Günü”. Benim gibi öykü yazmayı ve öykü okumayı sevenler için özel bir gün. Bu vesile ile tüm kitap dostlarının gününü kutluyorum. Dünya Öykü Günü’nün kurucusu Öykü Yazarı Özcan Karabulut’muş. "Öykü bizim sevgilimiz" diyerek "14 Şubat’ın  öyküyle, sevgiyle, Sevgililer Günü’yle birleştirilmesinin bir tesadüf olmadığını söylüyor.

Evet şimdi başka bir çıkıntılık daha yapmadan asıl konuma dönebilirim artık. Sevgili İstiridye Avcısı beni milattan önceki bir tarihte mimlemişti. Elim ancak erdi. Gecikme için kusura bakmasın diyor ve hemen soruları yanıtlamaya geçiyorum. 

- Negatif olayları pozitif açılımlarla yorumlayıp olumlama yapmayı sever misiniz? Evetse neden, hayırsa neden?
Her zaman olumlu düşünmeye gayret eder, her şerde bir hayır vardır demeye çalışırım. Negatif olayları; “öyle olması gerekiyorsa öyle olmuştur şeklinde, beklediğim gibi olmamışsa da daha iyisi olacağı içindir” şeklinde yorumlarım. Sanırım ruhun tekâmülü (olgunlaşma süreci) için yaşanması gerekenler var ve bizim de onları yaşamamız gerekiyor. Aynı sınava defalarca tabi tutulmamak içinse doğru olanı yapmamız icap ediyor. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; zorluklarla ya da olumsuzluklarla karşılaşınca “Bu bir demdir gelir geçer" demek hiç de fena olmasa gerek.
-İnsanları sınıflandırma eğilimi hakkında neler düşünürsünüz?
Hiç tasvip etmediğim bir durum. Ancak bu tür insanlarla çok karşılaştım. Karşılaşmaya da devam edeceğim sanırım. İlişkilerimi mesleğe, gelire, kılık kıyafete, sosyal statüye, dini ya da siyasi görüşe göre şekillendirmemeye gayret ediyorum. Karşı taraftan da aynı saygıyı bekliyorum. Devamlı şikayet eden, eleştiren, küçük hesaplar yapan, beklentilerle yaklaşan ve yarışan insanlar beni  yoruyor, aşağıya çekiyor. Seçiciliğimi aydınlık bir zihne, pozitif bir mizaca sahip, kendisinden bir şeyler öğrenebileceğim, yapıcı, ilkeli insanlardan yana kullanıyorum.
 -Sizce herkes birbirine benzeseydi nasıl bir dünyada yaşardık?
Hepimiz farklılıklarımızla güzeliz. Dünyaya renk katıyoruz. Kendimize benzemeyeni dışlama gibi bir lüksümüz yok bence. Biz güzel bir mozaiğiz ve de öyle olmaya devam etmeliyiz. Farklı ırk, din, etnik köken, cinsiyet, dış görünüşe sahip bireyler ya da toplumlar olarak birbirimizden öğrenecek çok şeyimiz var diye düşünüyorum. Bunu yaparken de farklılıklara saygı göstermek ve uzlaşma kültüründen yana olmak gerekiyor elbette.

-Doğum ve ölüm hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Nasıl ki doğum bir başlangıçsa ve ruh ölümsüzse, ölüm de yeni bir başlangıç bana göre. Ve ikinci başlangıçla ilgili hissettiğim ya da hissetmek istediğim tek şey sonsuz bir huzur.
-Karakterinizi bir hayvana benzetecek olsanız ne olurdunuz? Neden?
Bunu hiç düşünmemiştim. Düşündüm cevap bulamadım. Hemen küçük bir araştırma yaptım. Astroloji, burçlara göre ruh hayvanlarını eşleştirmiş. Bir yengeç burcu olarak benim ruhumla örtüşen seçenek adımla da müsemma olan Deniz Yıldızı. Açıklama da şu şekilde; yengeçlerin aile üyeleri ve tüm sevdiklerine olan bağlılıkları, güven duydukça kabuklarının dışına çıkmalarıyla ilişkilendirilen Deniz yıldızları riski sevmez. Duyarlı yapıları, hayal kırıklığına uğramaktan çekinen doğaları Yengeçlere benzer. Bu zor soruyu cevaplamama yardımcı olan astrologlara çok teşekkürleeerrr.
-Bir yazarla (Ölmüş ya da yaşayan olabilir) bir hafta sonu geçirme hakkınız olsa kiminle olmak isterdiniz?
İlk anda İnstagramdan da takip ettiğim öykü yazarı Şermin Yaşar (Oyuncu Anne) geldi aklıma. Hayallerinin peşinden koşan güçlü, pozitif, çok okuyan, çok yazan, akıllı bir Amazon kadını o. Üç çocuk annesi olarak diğer annelerin, çocukların ve de kadınların hayatlarına dokunuyor. Genellikle çocuk kitapları yazıyor. Kitaplarının büyük bölümünü severek okudum. Özellikle de Göçüp Gidenler Kolleksiyoncusu’nu çok beğendim. Vakit bulabilirsem bloğumda bu konuda daha detaylı bir paylaşım yapmak istiyorum. Bir kadın olarak iş hayatında, sosyal hayatta, evde ve/veya başka birçok ortamda genellikle erkeklerin gölgesi altında ezilen kadınların arasından sıyrılarak kendini var etmeye çalışan hemcinslerimin başarılarıyla her zaman gurur duydum. Onlar güzel rol modeller ve ülkemin geleceğine dair umut aşılıyorlar.
-Yaşamınız bir sinema filmi haline gelse, ismi ne olurdu? Neden?
Kulağa çok hoş geliyor. İsmi “Sevgi ve Ümit” olabilirdi. Bu ikisiyle birçok şeyin üstesinden gelebildim çünkü. 

Güzel sorulardı. Daveti için İstiridye Avcısı'na tekrar teşekkür ediyor,  cevaplamak isteyen herkesi mimliyorum. 

Sevgi ve selamlarımla :)





6 Şubat 2019 Çarşamba

ZİHNİMDE HALA YAZILMAMIŞ / SÖYLENMEMİŞ CÜMLELER VAR

Şubat 06, 2019 71 Comments
Merhabalar,
Erhan Çakırlar'ın başlatmış olduğu bir etkinliğe İbrahim (Aylak Editör) kardeşim beni de davet etti. Ancak sonradan farkına vardım ki ufak bir sapma yapmışım temadan. "Zihnimde hala yazılmamış cümleler" var yerine "zihnimde hala söylenmemiş cümleler var"  şeklinde bir yazı kaleme almışım. Yazı sona erdiğinde anladım hatamı. Sonra da hemen hemen aynı kapıya çıkıyorlar, deyip bu haliyle sizinle paylaşmaya karar verdim, sayın editörümün ve Erhan Çakırlar'ın affına sığınarak. 

ZİHNİMDE HALA SÖYLENMEMİŞ CÜMLELER VAR

Söylenmemiş cümlelerin kesif kıvamı bir toz bulutu misali sarmış göğü. İnsanların içinde tuttuğu duyguların önemli bir kısmı bir konuşma balonunun içerisine hapsedilmiş sanki. Orada öylece duruyorlar. Cümlelerin kimisi asla söylenmemesi gerekenler. Kimisi tetikte durmuş uygun zemin ve zamanı bekliyor. Kimileri bir öfke anında istemsizce kusuluyor, kimileri sızıntı yapıyor, kimileri kâğıda dökülmeyi bekliyor, kimileri ise yanlışlıkla sarf edilenler. 

İsyan cümleleri, yalan sözler, ima edilenler, veda sözcükleri, gerçekleşmeyecek vaatler, emir kipleri, alay ifadeleri de var. Ancak bunlar bir mermi kadar çevik. Mütemadiyen delip geçiyorlar konuşma balonunu ve dökülüveriyorlar orta yere. Oysa esaretine son verilmesi gerekenler; sevgi, saygı, bağlılık cümleleri, teşekkür, özür, hoşgörü ifadeleri, birlik-beraberlik, dayanışma, eşitlik, adalet, kardeşlik söylemleri olmalıydı.

Kafamızın içinde, nerede duracağını çok fazla kestiremeyen, rüzgâra doğru yön değiştiren omurgasız, ham cümlelerimiz var bir de. Onlar doğaya saçılmadan kendilerini imha edebilse keşke ve böylece mutluluğu, barışı, insanlığı anlatan cümlelere daha çok yer açılsa. Yeryüzünün her bir köşesine güzel tümceler ılık nefesler eşliğinde üflense ve herkes bu sözcüklerden ihtiyaç duyduğunu alıp onları içinde çoğaltıp, büyütebilse. Cümle kümecikleri içinden, ayıklanıp atılabilse sert ifadeler, yumuşak ve nazik olanlara zarar vermesin diye. Kelime kırıkları toplansa yerden, tek bir harf bile zayi olmasa,  hiçbir can yanmasa. Akıl süzgecinden geçmeden, gönül hanesinde demlenmeden sarf edilmese laflar ulu-orta.

Dilek ve dua cümleleri olsa ayrıca. Gözyaşı ve yakarışla yıkanmış olanlar semaya bırakılsa usulca. Henüz konuşmayı öğrenmemiş masum ve muhtaç bir çocuğun bakışları kadar etkili ve pür-ü pak bir biçimde anlatılabilse prangalı sözcükler, bakış okumayı bilenlere.

Yüksüz, maskesiz, riyasız, içten, aydınlık ifadelere duyulan özlem sona erse. Güzellikler dökülse dudaklarımızdan, bunlar kuşatsa evreni, çepeçevre sarsa. İyi niyetli, yapıcı, çözümcül cümleler bir adım öne çıksa. Şifalı kelamlar merhem olsa yaralarımıza. 

Ya da,   ya da sonsuza dek susulsa.....  


Bütün hakları saklıdır!!!!!

3 Şubat 2019 Pazar

TANIŞTIĞIMIZA MEMNUN OLMADIM

Şubat 03, 2019 92 Comments
Merhabalaaaarrr,

Bu aralar herkes mim okuma, mim yazma telaşında. Benim pre-yaşlılık sürecimle ilgili ön tespitlerim belki biraz içinizi bayabilir, nereden çıktı şimdi bu yaşlılık mevzusu, ne güzel, genç genç takılıyorduk da denebilir. Ama ben yine de şu aralar kendimle ilgili gözlemlerimi sizlerle paylaşmadan edemedim. Kesintisiz 28 günlük mim yazıları ile meydan okuyamasam da  kendi pre-yaşlılığıma meydan okuma zamanımın geldiğine dair ciddi delillerim, var çünkü elimde.

"Hangi deliller? diyeceksiniz şimdi.

 İşte aşağıda sıralıyorum madde madde:

1. Artık Türk Sanat Müziği dinlemekle kalmıyor, üstüne bir de müdavimi olduğum koroda fasıl da söylüyorum.

2. Pop müziği, yıllarca yüksek sesle dinlemeyi tercih etmişken şimdilerde en fazla üçüncü şarkıda sesi kısma ihtiyacı duyuyorum. Televizyondan yükselen volüm normal frekansımın üzerine milim çıksa rahatsız oluyorum.

3. Yıllarca  aynı kiloda (± 2) çok da fazla zorlanmadan kalabilen ben,  bir beden büyümüş anatomimle tanışıp, anlaşmaya çalışıyor, arkadaşlarımın "sana yakışan kiloya ancak kavuştun" sözlerine aşırı itibar ediyorum.

4. Şeker ayarını,   pişirenin eşik değerine terk ederek içtiğim Türk kahvesini artık daha sık içiyorum. (Üstelik sadeeeeeee)

5. Eskiden sıkıcı bulduğum kadın günlerinin modernize edilmiş konseptli versiyonlarına uzun zamandır gönüllü katılım sağlıyorum.

6. Bakım kremlerine daha çok başvuruyorum.

7. Kaz ayaklarına yüz yogasının iyi geldiğini yaptığım derin araştırmalar sonrası öğrenmiş bulunuyorum.

7. Estetik operasyonları kınayanları şiddetle kınıyorum.

8. Topuklu ayakkabılarla sükse yapmak yerine tercihimi, konforuma katkı sağlayan seçeneklerden yana kullanıyorum.

8. Tatlı kuzumun matematik ödevlerini alzehimer ile mücadele egsersizi olarak algılıyorum.

9. Yakın gözlüğü takmaya başladığımı kafama takmamaya çalışıyorum.

10. Yer çekiminden bahsetmiyorum bile.

11. Son olarak  çarşı, pazardaki değerli esnaf kardeşlerim sizlere sesleniyorum; her zaman ablanızdım, her zaman kardeşinizdim,  bacınızdım ne ara teyzeniz oldum, ne zaman yengeniz oldum Allasen bi  deyiverin hele.

Henüz gözlük gözümdeyken evde gözlük aramaya başlamadım, Heidi'nin hiç haz etmediği Bayan Rotenmayer gibi gözlüğüme ip takmadım,  misafirliğe giderken terlik götürme aşamasına gelmedim, hava raporuna göre giyinip tedbirli çıkmayı denemedim ama nankör yıllar bize bunları da yaptıracak mirim.  Görün de bakın azizim.


Yaşlanmak, pre-yaşlı, bakım kremi, kaz ayağı, estetik, alzehimer, egzersiz