Blogger tarafından desteklenmektedir.

27 Şubat 2018 Salı

YAPAY ZEKÂ EFENDİMİZ Mİ YOKSA KÖLEMİZ Mİ OLACAK?



Merhaba arkadaşlar. Mesafeler yüzünden benim de gidemediğim ancak ilgilenenlerin ya da gidenlerin mutlaka hatırlayacakları bir etkinlik vardı İstanbul’da. 24 Şubat'ta, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş kampüsünde gerçekleştirilen “Herkese Bilim Teknoloji, (HBT)” konferans dizisinin ilk serisinden bahsediyorum. Hani şu “Dijital Kültür ve Yapay Zeka” konularının konuşulduğu. Yapay zeka ve kuantum hesaplama çalışmalarıyla bilinen Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Say ve  Dijital Kanaat Önderi Tanol Türkoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı toplantıda takip edebildiğim kadarıyla yapay zekanın evrimi üzerine çok kıymetli bilgiler paylaşılmış. Yakın gelecekte robotlarla olan ilişkimiz, iletişim biçimimiz ilginizi çekiyorsa eğer sizi beş dakikalığını alıkoymak isterim.


Malumunuz nasıl ki tarım toplumundan sanayi toplumuna hızlı bir geçiş yapmışsak, sanayi toplumundan da dijital topluma bir şekilde geçmiş bulunuyoruz. Dijital dünya artık yaşamımızın her alanına girmiş durumda. Doğal olarak yapay zekâ da öyle. Ulaşımdan (akıllı arabalar), sağlığa (akıllı protezler), akıllı evlerden, eğitime kadar birçok alanda yapay zekâ uygulamalarını görebiliyoruz. Peki, bu iyi mi? Kötü mü? İnsanlar son günlerde oturup bunu tartışıyorlar. Ya bizim yarattığımız robotlar gün gelir bizi istila etmeye kalkarsa ne olacak? Hakları olacak mı? Olacaksa ne tür haklara sahip olacaklar? Kısacası yapay zekâ efendimiz mi olacak? Yoksa kölemiz mi?”


Yeni anlayışa göre; eski sanayi toplumu neslinin de maruz kaldığı çok üretip çok tüketmek yerine insanlar kendilerini iyi hissedecekleri farklı alanlara yönelecekler. Genç kuşaklarda bu refleks doğal olarak var zaten. Ayrıca, yeni kuşağın önemli bir kısmı “hepimiz büyük bir ağın parçası olduğumuzu idrak edebilirsek bambaşka bir evreye geçebiliriz” düşüncesinde. Onların teknolojiye olan intibakları biz orta yaş grubuna göre çok daha kolay oluyor bu yüzden. Dijital dünyanın içine doğmuş olanlarla “dijital yerli”, sonradan dijital teknolojiye uyum sağlayanlara ise “dijital göçmenler” deniyor. Peki iki farklı jenerasyon birbirimize nasıl entegre olacağız? Göçmenler yerliler tarafından yay yamyamlar misali yutulabilir mi acaba? Şaka bir yana, korkacak bir durum yok elbette. O kadar da kötü bir durumda değiliz bence. Neden mi? Çünkü Cem Say’ın da bahsettiği gibi 90’larda dijital bebek olarak ortaya çıkan, genci yaşlısı kentlisi, ofislisi herkesi etkisine alan Tamagoçileri hatırlayalım: “Bebeğinin sanal ihtiyaçlarını (uyutma, besleme, oyun,) zamanında gideremeyenler bebekleri ölecek telaşı ile bunalıma giriyorlardı. Bunun için günlük işlerini yarıda kesenler, tatil programlarını değiştirenler, sanal bebeği öldüğünde yas tutanlar vardı. Yani farkında olarak ya da olmayarak, biraz hayatımızı kolaylaştırmak, biraz güvenliğimizi artırmak ve bazen de eğlenmek uğruna dijital dünyanın içine bir şekilde çekiliyoruz. Uzmanlar insanoğlunun, yüzü olan “şey”lere her zaman sempati duyma eğilimi gösterdiğini, dolayısıyla robot istemenin son derece doğal olduğunu düşünüyorlar. Say'a göre “kapitalizmin ruhu gereği ve rekabetten dolayı sürekli daha iyi, daha otonom robot yapma yarışı var ve bu devam edecek”.


Koca koca binalarda çaycısından, işçisine, memurundan müdürüne görev alanları tanımlanmış koloni kültürü ile çalışma yerine home ofis mantığına doğru evrildiğimiz şu günlerde kendimizi robotlara ispatlama çabası içerisine girmiş bile bulabiliriz. Türkçesi, Survivor misali iyi olanın hayatta kalacağı bir süreç bizi ya da bizim çocuklarımızı bekliyor olabilir yakın zamanda. Durun daha bitmedi; Tanol Türkoğlu’nun yapay zeka ile ilgili bir senaryosu da var. Bu senaryoda robotlar güçlenip, zenginleşiyorlar ve enerji santrali alabilecekleri bir seviyeye geliyorlar. Bu şekilde 50 yıl geçiriyor. Akabinde, insanın hem kendine hem de doğadaki diğer canlılara zarar verdiğine karar verip onları köle haline getirmeye, haklarını sınırlamaya ya da onları ortadan kaldırmaya karar verebilirler mi diye de ekliyor. 

26 ülkeden 116 uzman tarafından kaleme alınan ve geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler’e gönderilen bir mektupta, robotların tüm dünyada insan öldürememesi, öldürse bile kararı başka bir robottan değil, bir insandan alacak şekilde programlanması için çalışmalar yürütülmesi isteniyor.

           Gelelim izleyicilerden gelen soru ve yorumlara;

-       Bizi ele geçirecek diyorsunuz ama belki yapay zeka bizi daha iyi yönetebilir. (Bu       
        yorum  bir altdaki soru gibi on yaşındaki bir çocuktan gelmiş)
-       Daha çok para kazanma hırsıyla bizi yok edecek makineleri niye yapıyoruz?
-       “Robotun yaptığı hatalı bir ameliyatın sorumlusu kim olacak?
-       Yapay zekayı kodlayan insanın etiğik anlayışı çok önemli.

-    Emre Yorgancıgil’in (Sinirbilim doktora öğrencisinin/katılımcı) düşüncelerine göre: “Yapay zeka, insan algısının ötesindeki yetenekleriyle kavrayamayacağımız kadar yüksek miktarda bilgiyi işleyebilir. İşlediği iklim, CO2 miktarı, enerji üretimi gibi veriler arasında ilk kez fark ettiğimiz ilişkiler bağlantılar kurabilir. Ve küresel ısınmayı daha iyi anlamamızı sağlayan yapay zeka algoritmaları sayesinde Dünya'mızı daha yaşanabilir hale getirebiliriz.

- Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Beyin Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç “İnsan Konektom Projesi’nden bahsederken; 100 milyar nöronun bağlantı halinde olduğu insan beyninin matematiksel formülü günümüzün matematiği ile anlaşılamaz; yeni bir matematiğe ihtiyaç var. Yaşamın temelinin ‘atan kalp’ değil bilgi işleyen sistem olduğu artık biliniyor. Ve bilgi işleyen her sistem eninde sonunda bilinç oluşturur. Biz bugüne kadar insan açısından yapay zekayı konuşuyoruz ama belki de yaşam açısından yapay zekaya bakılmalı. Böyle bakıldığında insanlık da, doğa da daha iyiye gidecektir” dedi. Günümüz teknolojik yeniliklerinin tümü hala sanayi toplumunun şemsiyesi altında 4. evre ya da 5. evre diyerek paketleniyor. Aslında bunların hepsi birer müstakil yeni devrim. 

Alibaba’nın kurucusu Jack Ma; yapay zeka ve otomasyon ile birlikte önümüzdeki 30 sene içerisinde günlük çalışma süresinin 4 saate inebileceğini hatta haftada sadece 4 gün çalışılabileceğini, yapay zekanın ilerleyişi ile birlikte insanların daha uzun yaşayacağını ancak etrafta daha az iş olacağını, robotların gelecekte şirketlerin CEO’su olabileceğini belirtmiş. Ona göre; “30 yıl sonra, Time dergisinin kapağında göreceğimiz ‘yılın en iyi CEO’su muhtemelen bir robot olacak. Bizden daha iyi hatırlıyor, bizden daha hızlı sayabiliyor ve bizim gibi rakiplerine sinirlenmiyor  çünkü.” 

HBT’nin bu bilimsel etkinlik dizisinin 12 bölüm halinde süreceği ve ayda bir cumartesi gerçekleştirileceği, yapay zekadan robotlara, sosyal medyanın gücünden, 4. Sanayi Devrimi ve bunun istihdama etkileri gibi daha pek çok farklı konuya değinileceği ifade ediliyor. İlgilenenlere şimdiden duyurulur.

Son olarak teknolojiyi sadece ve sadece insanlığın faydasına olacak şekilde kullanmalı diyor ve sizleri robot Sophia’nın videosu ile baş başa bırakıyorum. "İnsanları yok etmek ister misin sorusuna verdiği cevabı duymak istiyorsanız iki dakikalık video görüntüsünü de izlemeniz gerekecek bir zahmet :))




5 yorum:

  1. heeeeey bloguna döndün yaneeee heee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet işte yine buradayımmmmm. Uzun bir aradan sonra biraz fazla teknik bir konuyla giriş yaptım galiba. Döndüm baktım çarşaf çarşaf da yazmışım. Kim okuyacak şimdi bu kadar yazıyı dedim kendi kendime. Kimse okumasa da Deepcan kesin uğrar, okur, merhaba der dedim sonra da. Beni haklı çıkardığın için teşekkür ediyorum sana güzel insan :))

      Sil
  2. Uzak sandığımız,uzay yolu dizileri ve daha çok öteleri;insanın yürüyüşü;eninde sonunda taşacaktı insanın,dünyanın dışına...Etkilendim...

    YanıtlaSil
  3. Ziyaretiniz ve kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim :))

    YanıtlaSil

Google+ Followers