7 Kasım 2019 Perşembe

HAKKIMDA BİLMEDİĞİNİZ ON BİR ŞEY


Merhabalar, 
Sevgili Lerzan Kara’danın başlatmış olduğu, sevgili Cafe Tigris tarafından mimlendiğim “Hakkımda Bilmediğiniz On Bir Şey” adlı etkinlikle karşınızdayım. Her iki arkadaşıma da teşekkür ediyor ve hemen soruların yanıtına geçiyorum.
1. Kendinde sevmediğin özelliğin nedir?
Beni üzen kişi ya da olaylar üzerinde uzun süre düşünüp meşgul olmam. Bu durum hiç hoşuma gitmese de kendime engel olamıyorum.
2. En büyük takıntın nedir?
Bir yerden çıkarken dönüp dönüp kontrol ederim. Fişleri çektiğimi, camları kapattığımı bilsem de son bir kere daha bakma gereği duyarım. Restoranda oturduğum masanın etrafına bile mutlaka bir göz atarım. Yakınlarımın bu konudaki zaaflarını, eksikliklerini gidermeye çalıştıkça reflekslerim farkına varmadan fazla gelişti galiba. Buna rağmen hata yaptığım da olmuyor değil.
3. Kimsenin bilmediği bir sırrın var mı?
Yok.
4. Hayattaki en büyük başarın nedir?
Hayattaki en büyük başarım "kendimi tanımam" diyebilirim.
5. Seni en mutlu eden şey ya da şeyler nedir?
 Ailemle vakit geçirmek, yazmak, okumak beni çok mutlu eder.
              6. En sevdiğin ünlü kim?
En sevdiğim ünlü ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK
       7.Şansa inanır mısın? Şans getirdiğini düşündüğün eşyan var mı?
Şansa inanırım. İnsanın kendi şansını kendi yarattığına da inanırım.  İyi niyetin, temiz düşüncelerin, fayda getirecek çabaların yaydığı güzel enerjinin güzel tılsımları da oluyor bana göre.  Şans getirdiğini düşündüğüm özel bir eşyam yok.
            8. Hayalindeki meslek ve nedeni?
Eğitimciyim. Yaptığım işi ve öğrencilerimi seviyorum.
    9. Kafan bozukken yaptığın şeyler nelerdir?
Genellikle uyurum.
10. En sevdiğin film ya da dizi
İyi bir dizi izleyicisi olduğum söylenemez. Yeşil Yol sinema filmi unutamadıklarım arasında.
11. Kendine hangi sorunun sorulmasını isterdin ve cevabın ne olurdu?
Kendime “mutlu hissediyorsan bunu neye borçlusun?” diye sorardım. Cevabım da şu olurdu: “beklentilerimi en aza indirdim ve akışa karşı kürek çekmekten vazgeçtim.”

Bu mimi birçokları yaptı biliyorum ama eğer yapmamışlarsa ve zamanları varsa
-        Bir Günce
-        Kelebek Etkisi
-        Duo Diyet
-        Kitaplara Kaçanlar
-        Okumak Hayattır
-        İnciden Notlar
-        Esra Takım
-        Kaystros Kaplan Tyrha
arkadaşlarımı ve dileyen herkesi mimliyorum. Sevgi ve selamlarımla.

DEVAMI »

2 Kasım 2019 Cumartesi

KELİMELERİN GÜCÜ

Uzmanların dediklerine göre Türkçe’deki 111 bin kelimeden günde ortalama yalnızca 300- 400’ünü kullanarak konuşuyormuşuz. Ve yine onların belirttiğine göre bunun en önemli sebebi; eğitim sistemimiz. Çünkü ülkemizde, kutucuk işaretlemeye dayanan test çözme üzerine kurulu bir işleyiş var. Bir diğer neden ise cep telefonları, SMS’ler, mesajlarımızı, meramımızı mümkün olduğunca kısa yoldan gönderme çabalarımız. Bu bilgiler bir tarafta duradursun benim asıl değinmek istediğim bu kadar sınırlı sayıda kullandığımız kelimeleri doğru da kullanamayışımızla ilgili.
Belki duyanlarınız vardır; kullanılan kelimelerin hayatımızı ne kadar etkileyebileceğini irdeleyen, psikolojinin bir alt alanı mevcut: “Dönüşümsel Dilbilgisi/ Psikodilbilim.” Kuruculuğunu Noam Chomsky’nin yaptığı bu alt alan, aslında kullanılan dilin ve ağızdan çıkan cümlelerin zihinsel süreçleri etkilediğini savunuyor. Yaptığım sınırlı okumalara göre “Kelimeler biz onları seslendirene kadar beynimizin içinde var olurlar. Konuştuğumuzda ise hava moleküllerinin titreşmesiyle sese dönüşürler. Belki de hiç farkına varamayız ancak üzerinde düşünülmüş ve doğru seslendirilmiş kelimelerin büyüsü vardır. Sese dönüştükleri andan itibaren kelimeler hayatımıza şekil verirler.” Dileyenler bu anahtar kelimeleri kullanarak konuyla ilgili daha fazla bilgi edinebilirler.  Ya da Anthony Robbins’in “İçindeki Devi Uyandır kitabından da faydalanabilirler.
Hayatımızı kullandığımız kelimeler yönetiyor, kelimelerimiz kaderimiz oluyor. Kelimelerden davranışlarımıza, davranışlarımızdan yarattığımız atmosfere uzanan apayrı ve upuzun bir yolculuktayız her birimiz. Seslerin ve kelimelerin ağzımızdan çıkınca kaybolmadıkları, uzay boşluğunda sonsuza dek yankılanıp durdukları söyleniyor. Albert Einstein’ın “İnsanlar ağzından çıkan kelimelerin ve beyninden geçen düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar onlara geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu” sözleri de bu ifadeleri destekler nitelikte. Mevlana Hazretleri ise “İnsan her nefeste yeni birisi olur ve her nefes, içini doldurduğumuz kelimelerle bilmediğimiz bir aleme yolculuk eder; sonra da oradan hediyelerle geri döner” diyor. Burada üzerinde durulması gereken ‘geri dönme’ eylemi olsa gerek. Bilinçli ya da bilinçsizce kullandığımız kelimeler bir şekilde bize geri dönüyor. Olumluysak olumlu, olumsuzsak da olumsuz tezahürlerle bize karşılık veriyor.
            Peki bu kadar önemliyse ve özellikle kötü sözler askıda sonsuza dek sallanıp duruyorsa kelimelerimizi daha özenli seçmek, cümlelerimizi daha dikkatli kurmak için neler yapmalıyız? Önce işe farkında olmakla başlayabiliriz bence. Gün içinde konuşurken ağzımızdan çıkan kelimelere, kendimizi ne şekilde ifade ettiğimize, özellikle hangi olumsuz kelimelere meylettiğimize odaklanmalı ve onları olumlu ifadelerle değiştirmeliyiz. Kullandığımız ifadelerimizi çok ama çok doğru bir şekilde dile getirmeliyiz. Mesela: “Bu gün mutlu olmak istiyorum” dediğimizde, aslında mutsuzluğumuzu haykırdığımızı söylüyor uzmanlar. Zira sadece mutsuz bir insan mutlu olmayı isteyebilir. Onun yerine “Bu gün ne kadar da mutluyum” dediğimizde, hem biz hem de çevremizdekiler bu büyülü kelimelerin enerjilerinden gerektiği gibi faydalanabiliyorlar. Kelimeleri biz yönetemezsek eğer onların bizi yöneteceğini unutmamalıyız. “Asla”, zorundayım, yapamam, başaramam gibi kelimeleri kullanmaktan kaçınmalıyız. 
Kişisel gelişim uzmanı Nilgün Aktaş’a göre; "günlük konuşma dilimizi değiştirdiğimizde çekim yasasını en yüksek seviyede hayrımıza kullanmış oluyoruz. Örneğin; bilinçaltımız “–me” ve “–ma” eklerini tanımaz. Bu yüzden hastalanmak istemiyorum yerine, ben her zaman çok sağlıklıyım. Mutsuz olmak istemiyorum yerine, ben her zaman çok huzurlu ve mutluyum” gibi ifadelere yönelmeliyiz." Dualarımızda, ......yapma, .....gösterme, .......verme yerine bunların olumlu versiyonları ile dilek ve temennilerde bulunmalıyız.
“Günlük konuşma dilimizi değiştirmek kadar önemli bir diğer şey de yaşam enerjimizi yükseltmek” diyor Aktaş ve ekliyor; “Her güne ayrı bir heyecan, mutluluk ve coşkuyla başlamalıyız. Bunun için de hayatımızda sevgi ve şükran duygularına bolca yer vermeliyiz. Çünkü şükür, mutlu olabilmek için en güçlü sihirlerden biri.
Kişisel gelişim yazarı Muhammed Bozdağ’a göre ise üç tür kelime kullanmaktayız:
Nötr kelimeler: Bunlar, üzerinde hiçbir yük bulunmayan, hiçbir şeyi itmeyen veya çekmeyen, duygu yönü sıfır olan kelimeler; “normal, sıradan, şey, iş, önce, sonra, gün, akşam gibi” Bu tür kelimelerde hiçbir olumlu veya olumsuz çağrışım yoktur. İyi değildirler, kötü de değildirler. 
Zayıflatıcı kelimeler: Zayıflatıcı kelimelerle çirkinlikleri, kötülükleri tanımlarız. Bu kelimeleri her kullandığınızda enerji yükümüz azalır. Kelimeler tekrar edildikçe olumsuzluk yükü artar, kocaman bir duygu çöplüğü oluşur. “Başarısız, çirkin, pahalı, korkunç, zor, acı, öldürücü, tembel, eski gibi.” Zayıflatıcı kelimeler onları dinleyenlerin zihinlerinde coşkuyu azaltan görüntüler oluştururlar. Bu kelimeleri kullandıkça psikolojik gücümüz azalır. 
Güçlendirici Kelimeler: Bu tip kelimeleri kullandığımızda ruhumuzun güçlendiğini görürüz. Bizi dinleyenler kelimelerinizin etkisiyle sihirli bir güce sahip olduğumuzu sanır. Enerji yükü en fazla olan güçlendirici kelimeler: “büyük, farklı, şimdi, hızlı, fırsat, harika, bedava, kazançlı, yeni, kolay, heyecan verici, kesin, sır, başarı, zafer, yapmak, cesaret, saygı, önem, sevgi, saygı, barış, oyun, gülmek, yardım, vermek, yükselmek, eğlenmek” gibi. 
“Bu kelimelerin her birinin eş anlamlısı olan onlarca kelime bulabilirsiniz” diyor Bozdağ. Örneğin 'Büyük' kelimesinin yaklaşık eş anlamlıları 'Heybetli, kocaman, koskoca, çaplı, cesametli, devasa, muazzam, çarpıcı, azametli, ihtişamlı, muhteşem, şahane, haşmetli, görkemli, göz kamaştırıcı, göz alıcı, yüce...' gibi.
Olumlu kelimeleri kendimize ısrarla söylemeye devam edersek tüm ruhumuz ona inanacaktır. Çünkü alt bilincimiz neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmez. Sadece ona en çok söylediğimizi doğru kabul eder. Bizim tek doğrumuz kendimize sürekli şekilde söylemeye devam ettiklerimizdir. Ne olmak ve nasıl olmakla ilgili net mesajlar gönderdiğimizde beynimiz, tüm gücüyle bizim istediğimiz gibi olmaya çalışacaktır. Yazımı yine Mevlana’dan alıntıladığım güzel  bir toparlayıcı cümle ile sonlandırıyorum sevgili dostlar; “Düşüncen konuşmana, konuşman hareketine, hareketin kaderine yansır. Güzel düşün Güzel Yaşa.”

DEVAMI »

15 Ekim 2019 Salı

İNSAN NE İLE YAŞAR?


Merhabalar,
“İnsan Ne İle Yaşar”, ünlü yazar Tolstoy’un en önemli eserlerinden biridir. Kitapta yer alan kısa hikâyelerde Tolstoy; iyilik, kötülük, bencillik ve yardımseverlik gibi konuları işleyerek, okuyucularına ibret alacakları dersler vermeyi amaç edinmiştir.

Bunlardan biri de çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsüdür;

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”

Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…

Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

DEVAMI »

2 Ekim 2019 Çarşamba

ÖYKÜYÜ OKUMAK


Merhaba Arkadaşlar,
Size yeni okuduğum bir kitaptan, Feyza Hepçilingirler’in “Öyküyü Okumak” adlı eserinden söz etmek istiyorum. Benim gibi öykü kitabı çıkarma hayali olanlar için kılavuz niteliği taşıyan harika bir kaynak. Öncelikle gönlümün dileğini bilen ve bana bu kitabı hediye eden sevgili eşime  teşekkür ediyor, büyük bir zevkle bu güzel eseri dikkatlerinize sunuyorum.
Dile karşı hassasiyeti ve birikimiyle tanınan, kendisi de bir öykücü ve eleştirmen olan Feyza Hepçilingirler edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden biri. Daha ziyade efsaneleşen “Türkçe Off” adlı  kitabı ile tanınmakta. Kırmızı Kedi yayınevinden çıkan bu eserle ise öykü yazarlarına, öykü yazmak isteyenlere ve öykü okurlarına pek çok şey anlatıyor.
Usta kalemlerden genç yazarlara kadar uzanan geniş bir yelpazeden seçtiği on üç adet öyküyü büyük bir titizlikle mercek altına almış yazar. Öyküyü verdikten sonra öykünün yazarı hakkında da kısa ve öz bilgiler veriyor. Eleştirilerini oldukça yalın ve nazik bir üslupla dile getirdiği, aslında çoğunlukla da takdir ettiği gözlerden kaçmıyor. En önemlisi de farkedilmeyen, unutulan ya da okuyucusuyla bir şekilde buluşamayan fakat övgüyü son derece hak eden eski, yeni birçok öyküyü bir araya getirerek onları bizlere sunuyor/tekrar hatırlatıyor olması. Bu yönüyle bile takdire şayan bir çalışma ve çabanın ürünü  bana göre.
Ben en çok kirtikleriyle birlikte Sabahattin Ali’nin “Apartman” adlı öyküsünü ve Nursel Duruel’in “Geyikler, Annem ve Almanya” adlı öykülerini sevdim. Ayrıca kitabın giriş kısmında 'Öykü Hep “Zor” Kalacak' başlığı altında verdiği bilgileri de çok beğendim. O kısımda dikkatimi çeken ifadelerinden bazılarını aşağıya alıntıladım;
“ Edebiyat sanatının bir dalı olarak öykü de bir duygu aktarımıdır. Ne ki öykünün yeri dardır. O duyguyu rahat rahat aktarmak için, diyelim romanın olanaklarına sahip değildir öykü. Roman yazıyorsanız ne yer sınırınız vardır ne zaman sınırınız. Döner dolaşır yeniden vurgularsınız, en etkileyici anlatımı aramak ve bulmak için bütün sayfalar sizindir. Öykü öyle mi ya? Ne yapacaksanız üç beş sayfa içinde yapmak zorundasınız. Uyandırmak istediğiniz duyguyu bir çırpıda aktarabilmeniz için öyküde söz büyücüsü olmanız gerek. Kaldı ki öykünün yarısına kadar bir duygu uyandıramamış; okuru yaratmaya çalıştığınız atmosfere sokamamışsanız öyküyü sonuna kadar okutmayı zor sağlarsınız.”
“Öykü okumak niye zordur? Bir kere okur, okuyacağının öykü olduğunu bilerek başlayacaktır okumaya. Yazarın her şeyi ona hazır vermesini beklememesi gerektğinin farkında olacaktır. Okumaya başlamadan önce, kendisini yaratıcı bir serüvene hazır hissetmesi gerekir. Bilinci açık, düş gücü yerinde olacak, her satıra yoğunlaşmayı sağlayabilecek bir konumda bulunacak. Sözgelimi, yatmadan önce okunacak kitaplardan değildir öykü kitapları. Evet tek oturumluktur öykü; evet, tek solukta okunur; ama ön hazırlığını yapmamış, kendisini etkilenmeye açık konuma sokmamışsa okur, öykünün onu alıp kısa bir sürede duygudan duyguya savurmasını boşuna bekler.”
“Öykü yazarının, okuru etkilemek için bütün şanslarını kullanacak kadar geniş alanı yoktur. Dar alanda okura attığı pasların okur tarafından hemen gole çevrilmesi gerekir. Dönüp yeniden deneyecek, sözü dolandıracak bir çalım daha atacak yeri de yoktur yazarın, zamanı da.

Öykülere geçmeden önceki bir diğer konu başlığı ise “Öykü Ne, Hikâye Ne?” üzerine. Aralarındaki ince çizgi, farklı görüşlere de yer verilerek çok güzel anlatılmış.

Kitabın arka sayfasındaki tanıtım bilgilerine de yer vermeden geçemedim;

“Öykü yumuşak yumuşak okşamaz; başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle; kimi zaman susarak…”

Öykü nedir? Bir öykünün atmosferi, karakterleri, geçtiği zaman ve yer nasıl değerlendirilmelidir?

Öykücülüğümüzün temel direği sayılan usta kalemlerden genç yazarlara uzanan bir çizgide Feyza Hepçilingirler’in seçtiği 13 öykü ve incelemelerinin bulunduğu bu kitap, öyküye dair sorulara cevap arıyor. Öykü dilinin derinlerine dalıyor. Ele aldığı öyküleri didiklemeye, anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Sırayla önce öyküyü ardından değerlendirmesini sunan "Öyküyü Okumak", okura kendi okuma pratiğini yazarın analizleriyle karşılaştırma imkânı veriyor.

Usta yazar ve eleştirmen Feyza Hepçilingirler, bildiğimiz, sevdiğimiz öykülere farklı bir pencereden bakarak okurla yazar arasındaki bağı derinleştiriyor, okumalarımıza yan yollar açıyor.

Öykü tutkunlarının ve öykü yazarlarının ufkunu genişleteceğini düşündüğüm bu eserin hepimizde güzel izler bırakması, hepimize güzel katkılar sağlaması dileklerimle…



DEVAMI »

27 Eylül 2019 Cuma

SEVDİĞİM SÖZLER (4)

Merhaba Blogcanlar,
Bugün Sevdiğim Sözler köşesini Şems-i Tebrizi’den seçtiklerimle oluşturdum. Belki birilerinin gönlünde "Kelebek Etkisi" yaratır. Hepinize iyi hafta sonları diliyorum.










DEVAMI »