Bir Yıldızın Hikayesi

Blogger tarafından desteklenmektedir.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

MİM - YAZ ABUR CUBURU (MÜZİK SEÇKİM-2018)

Ağustos 13, 2018 15 Comments



Merhabalar. Öneri Makinesi “Yaz Abur Cubur’u” diye bir mim başlatmış. Sevgili Sakura ise bu mimi çok güzel hazırlamış ve beni de mimlemiş. Yabancı müzikle fazla haşır neşir olmadığım için yerli pop müziklerden bir seçki  yapmayı tercih ettim. Sakura’ya çok teşekkür ederek bu mimi yapıyor ve arzu eden herkesi mimliyorum. Sevgi ve selamlarımla J


1. Yazın çıkan çok sevdiğim sanatçıdan/gruptan bir şarkı;

Merve Özbey – VURACAK

2. Bu yaz en yeni keşfim;


3. Bu yaz sürekli dinlediğim bir şarkı;

Tarkan – ÇOK AĞLADIM

4. Bu yaz en çok duyduğum şarkı/albüm;

Edis – ÇOK ÇOK

5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğim şarkı;

Aysel Yakupoğlu- GÜN GELİR

6. Bence bu yazın en favori hiti;

Derya Uluğ – NE MÜNASEBET

7. Benim bu yazımı anlatan şarkı;
Mümin Sarıkaya - BEN YORULDUM HAYAT


7 Ağustos 2018 Salı

2 Ağustos 2018 Perşembe

MİM - 2018 KİTAPLARLA DÜNYA KUPASI

Ağustos 02, 2018 23 Comments


Merhaba arkadaşlar takip edenler hatırlayacaktır. Periodic Library (Esseve Rin) “Kitapların olduğu bir dünya kupası” mimi hazırlamıştı. Bu yıl okuduğumuz kitapları gruplara ayıracak ardından da final yapacaktık. Sevgili Girift mimlediği için şimdi ben de bir kupa yapacağım. Fatmanur’dan gecikme için özür diliyor hem de bu güzel etkinlikte bana da yer verdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.  


1. 12 kitabı rastgele seçtim.
2. Bu 12 kitabı 4'lü gruplara ayırdım.
3. Her grubun kazananını belirledim
4. Kazananları da kendi aralarında karşılaştırıp kupanın sahibini buldum.

A Grubu:

Mucizeler Dükkânına Dönüş  -  Debbie Macomber
Tanrının Formülü                   - Jose Rodrigues Dos Santos
Olasılıksız                               - Adam Fawer

B Grubu:
Geçmiş Şimdi Gelecek         - Hasan Ali Toptaş
Kuyucaklı Yusuf                   - Sabahattin Ali
Aşkın Gözyaşları                  - Sinan Yağmur
(Tebrizli Şems)

C Grubu
Huzursuzluk                        - Zülfü Livaneli
Üç Aynalı Kırk Oda              - Murathan Mungan
Elif Şafak                             - İskender

D Grubu:
Su Kanunu                             - Mustafa Kaya
Beni Ödülle Cezalandırma     - Özgür Bolat
Başarıya Götüren Aile            - Doğan Cüceloğlu

A Grubunda çok etkilenerek okuduğum ve birçoklarına da tavsiye ettiğim “Tanrının Formülü” kitabı ağır basıyor. Lizbon Üniversitesi’nde dersler veren Portekiz’li gazeteci yazar, oldukça güzel bir performans sergilemiş bu kitapta bana göre.

B Grubunda “Geçmiş Şimdi Gelecek”  Hasan Ali Toptaş diyorum. Yazar ve kitabı hakkında daha önceki bir paylaşımımda etraflıca bahsetmiştim zaten.

C grubunda da üç iyi kitap var. “Huzursuzluk” çok bilgilendiğim de bir kitaptı ancak okurken adı gibi huzursuz etti beni. Seçmek zor oldu gerçekten ama sanırım bir tık daha İskender – Elif Şafak kitabı öne çıktı.

D Grubunda ise;
Biraz kişisel gelişime yönelik bir gruplandırma yaptım. Hepsi de güzeldi. Doğan Cüceloğlu ile Özgür Bolat arasında bir süre düşündüm. Ancak “Beni Ödülle Cezalandırma” - Özgür Bolat at başı önde gibi.

Yani, yarı finalde:
“Tanrının Formülü”
“Geçmiş Şimdi Gelecek”
 “İskender”
 “Beni Ödülle Cezalandırma”

Finalde
Tanrının Formülü
Geçmiş Şimdi Gelecek


Geçmiş Şimdi Gelecek’i neden finale kadar taşıdığımı düşünüyor olabilirsiniz belki. Neden bilmem ama buradaki ifade biçimleri benim hep yazmaya öykündüğüm kalıba benziyor sanki. Herkese aynı lezzet geçmeyebilir elbette fakat dediğim gibi bendeki karşılığı oldukça büyük.

Ve Finaaallll

Tanrının Formülü - Jose Rodrigues Dos Santos; BENİM ŞAMPİYONUUUM.

Kalınlığı gözü korkutabilir. Ancak son derece akıcı, emek-yoğun, üzerinde düşündürücü ve de bilgilendirici olduğunu söyleyebilirim.

Kitaptan kısa bir alıntı: “Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar.”

—Albert Einstein 1951 sonbaharı: İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion, Albert Einstein’la tanışmak için Princeton’a gider. Ziyaretinin amacı nükleer silah elde etmektir. Atomla başlayan gizli sohbetleri hızla Tanrı’nın varlığına doğru yönelir. Einstein Tanrı’nın formülünün peşindedir. Dünya düzenini tepe taklak edebilecek bir önemde olduğu için CIA de bu belgenin izini sürmektedir. 

(Uluslararası alanda çok satanlar listelerine giren Tanrı’nın Formülü 2012’de Dublin Edebiyat Ödülleri IMPAC’e aday gösterilmiştir).

Bu mimi dileyen herkes yapsın. Son olarak şu an ne mi okuyorum. Hediye gelen Erkan ŞAMCI’nın “Ekolojik Temizliğin Kitabı” adlı eserini. Kim mi hediye etti? Sağlıklı bir evde yaşamamızı isteyen koca bir anne yüreği elbette J







17 Temmuz 2018 Salı

ZAMANIN VAR MI?

Temmuz 17, 2018 50 Comments


“Zaman yönetiminde” nasılız acaba?

İşleri önem ve tarih sırasına göre doğru sıralama becerimizden memnun muyuz?

Vicdanımız sürekli bir şeyler fısıldıyor mu kulağımıza, kalbimize. Benim Vicdan ablam “Şimdi bunun sırası mıydı Yıldız? Bak daha şu işi yapacaktın, oldu mu şimdi” deyip duruyor örneğin.

Keşke “dur şuraya “3 saat” stoklayayım da sonra kullanırım” ya da “manavcı abi 5 kilo zaman tartıver projemi bitireceğim” diyemiyoruz. “Şu anı” dondurayım da sonra kaldığım yerden devam ederim gibi bir şansımız da hiçbir zaman olmayacak. Zamanla ilgili çoğaltabileceğimiz soyut örneklerin ete kemiğe bürünmüş haline en fazla bilim kurgu filmlerinde rastlayabiliriz sanırım.

Zaman nedir sorusu, pek çok düşünür tarafından  değişik şekillerde yorumlanmış. “Zaman, sessiz bir testeredir” demiş  ünlü Alman filozof Emmanuel Kant. Yunan düşünürü  Herakleitos ise "Aynı sularda/nehirde iki kez yıkanılmaz" demiş. Bu sözler bize acaba şunu mu ifade etmekte; sürekli oluş içerisinde durucu ve kalıcı zannettiğimiz her şey engel olamadığımız bir akışın içerisindedir aslında. Zaman bir nehir misali sessizce akmakta, aynı fırsat iki kez kapımızı çalmadan geçip gitmektedir. Her şey değişmektedir. Dolayısyla da zamanın ruhuna uygun olarak bu değişim ve devinimden maksimum şekilde istifade etmek gerekir.


Peki, başka uzmanlar neler söylemişler zaman ve zaman yönetimi ile ilgili birlikte bir göz atalım mı?;

“Kontrol edebildiğiniz olayları planlayın, kontrol edemediğiniz olayları yönetin”. Hedeflerinizi belirleyin. Hedef belirlerken de;

Açık ve net,
Ayakları yere basan,
Öncelik sırasına uygun,
Sizi heyecanlandıran,
Kontrolün elinizde olduğu,
Vazgeçmeyeceğiniz hedefler seçin.

Her gününüzü  “yapılacaklar listesi” halinde planlayın. Hatta orta vadede ve uzun vadede gerçekleşmesini istediğiniz planları da öngördüğünüz bitiriş tarihleriyle birlikte bir kâğıda not edin. Nelere vakit harcadığınızı da yazarsanız eğer, yanlışlarınızı daha net görebilirsiniz. Plan yapmaya harcadığınız süre, işlerinizi yapmaya harcadığımız sürenin yanında çok ama çok ufacık kalacak ve size çok daha büyük katkılar sağlayacaktır.

Benim de hiç denemediğim ilginç bir öneriye rastladım okumalarım sırasında. Diyor ki; “Zamanınıza karşılık olarak bir para değeri belirleyin. Örneğin 1 saatinizin değeri 100TL ediyorsa Facebook’ta harcadığımız 30 dakikanın karşılığı 50TL unutmayın”. Parası zamanından kıymetli olanlar için çok çarpıcı bir örnek bu. 


Zaman yönetiminde “odaklanma” da en önemli konulardan bir diğeri. Ortam, kişilik özellikleri, konuya olan ilgi, alışkanlıklar, merak ve keşfetme duygusu vb. lerine bağlı olarak uzmanlar dikkat süresinin 16 ile 20 dakika arasında değiştiğini söylüyorlar. İşte bu kritik süreyi çok iyi kullanmamız gerekiyor. Kısa molalar kritik süreleri artırmada işe yarayabilir.

Bazen de elimizden gelenin “en iyisini” yapmak isteriz ancak mükemmeliyetçilik takıntımız işimizi baltalar. Bu takıntımızın farkındaysak yapabildiğimiz kadarını yapıp bununla mutlu olmayı denemeliyiz.

Ayrıca düzenli olursak zamanı bir şeyleri aramakla da geçirmeyiz. Yarın ne giyeceğinizi bile akşamdan ayarlamak bize fazladan bir on beş dakika kazandırabilir. Birçoğunuzun yaptığını tahmin ettiğim üzere, uzun seyehatler sırasında, güneşlenirken, kuyrukta beklerken çantamızdan çıkaracağımız taşınır boyuttaki kitaplar da geçen zamanı israf etmeden kullanmamıza yardımcı olacaktır. 

Ertelemenin yok etmek olduğunu biliyoruz. Günü 30 saate de çıkaramayacağımıza göre, anımızı ve enerjimizi çalan yanlış şeylerden olabildiğince kaçınarak zamanı daha doğru ve etkin kullanmanın yollarını bulabilmeliyiz. Hani hep kavanoz örneği ile anlatılır ya; bir kavanoza(zamanınıza) doldurmanız gereken büyük taşları, çakılları, kumu ve suyu doğru sırada ve ölçekte doldurursak kavanozu (zamanı) verimli şekilde kullanmış oluruz. Kumla doldu kavanoza çakıl taşı ekleyemeyiz.

Bu arada, zaman yöntemini sadece, iş, ödev, sınav, kariyer vb. ciddi konular ve hedefler açısından ele almamalı elbette. Sağlığımızı, enerjimizi, heyecanımızı, merak ve keşfetme duyumuzu kaybetmeden yapılması gerekenleri de sıraya koymalı, onlar için de güzel planlar kurup zamanında hayata geçirebilmeliyiz öyle değil mi?



"Size göre zaman nedir diye sorup yazımı sonlandırmadan evvel", hayallerinizi önce plana sonra da gerçeğe dönüştüreceğiniz mutlu, sağlıklı, başarılı, eğlenceli, sevdiklerinizle birlikte paylaştıkça çoğalan zamanlar diliyorum hepinize. Sevgiyle kalınız.


13 Temmuz 2018 Cuma

İLETİŞİMDE KALABİLİR MİYİZ?

Temmuz 13, 2018 20 Comments
İletişim bir sanattır diye boşuna söylememişler. Sizce sanatımızı layıkıyla icra edebiliyor muyuz dersiniz?


"Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı,

arasında farklar vardır. Dolayısyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az dokuz ihtimal var” diyor Sylviane Herpin.

“Söyleyebildiğin karşındakinin anladığı kadardır” demiş Mevlana Hazretleri ise.

Zaman zaman iletişim esnasında kopukluklar, tartışmalar yaşamamız hayatın içindeki çok sesliliğin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir elbette. Önemli olan bu tür durumlara maruz kaldığımızda en anlaşılır ve en yapıcı ifadeyi kullanmayı becerebilmek sanırım. Karşı tarafa kendimizi doğru anlatıp aynı anda karşımızdaki insanın kabullerine karşı sabırlı ve saygılı olabilmek bazen sandığımız kadar kolay olmayabilir. Esnekliği olmayan, sırf kendi haklılığını ispat çabasıyla ya siyah ya beyaz diye tutturup gri tonlarda buluşma ihtimalini görmezden gelen bir tutumun hiç kimseye faydası olmayacağı muhakkak.

Söz söyleme sanatı üzerine entelektüelinden, alimine, şairinden, yazarına o kadar çok kafa yorulmuş, o kadar çok kaynakça biriktirilmiş ki aslında, böyle bir iletişim/bilişim çağında iletişimsizlik konusunda hala bu kadar ısrar etmemiz pek anlaşılır  gelmiyor bana.



İletişim kurarken en büyük yanılgılarımızdan biri de sanırım ön yargılarımız ve öfke kontrolündeki başarısızlığımız.




Kendisini bir anlatı insanı olarak nitelendiren Göksel Bekmezci ise; “İnsanlar sözleri duymayabilir veya duymazdan gelebilirler, fakat sözler, insanları bütünüyle duyar ve hissederler”. “Kullandığımız sözcüklerin bizi, nasıl doğrudan etkilediğini; yaşadığımız iyi hallerin veya başımıza gelen olumsuz olayların ağzımızdan çıkan bir kelime ile nasıl bağı olduğunu; tek bir kelimenin/sözün dahi, değil bir insanı, insanlığı ne denli etkileyebileceğini verdiği seminerlerle de dile getiriyor aynı zamanda.


"Yanlış anlamaları ve anlaşılmaları önlemek istiyorsak eğer iletişim srasında mümkünse imalı anlatımlardan kaçınmalı, şeffaf ve açık olmalı, etkin dinlemeyi, düşüncelerimizi doğru zamanda, doğru, etkin ve akıcı bir biçimde ifade etmeyi becerebilmeliyiz. Göz teması kurmalı, doğru beden dili ile de anlattıklarımızı desteklemeliyiz" diyor uzmanlar. 


Edebi bir dokunuşla son sözü Cemal Süreyya’ya bırakmaya ne dersiniz o zaman?

“Belki de konuşuyordu gözlerin
Ama ben gözce bilmiyorum ki,
Sessizce biliyorum,
Usulca Biliyorum,
Masumca biliyorum”

Sevildiğinizi unutmayın.  İyi Haftasonları hepinizeee J


6 Temmuz 2018 Cuma

TRAKYA DEYİŞLERİ BEYA

Temmuz 06, 2018 34 Comments

Merhaba sevgili dostlar,

Hepimizin bildiği gibi 80 milyonu aşkın nüfusu ve 81 adet vilayeti ile geniş bir coğrafyaya yayılmış olan ülkemiz  geniş bir de kültür kompozisyonuna sahip. Bu kültür mozayiğinin birer temsilcisi olarak diğer temsilcilerle birçok farklı sebepten dolayı bir yerlerde, bir şekilde tanışıp kaynaşıyor ve çoğu zaman çok da farkında olmadan kültürlerimizi birbirimize  aşılıyor/yaşatıyoruz. Ya da medya vb. sosyal iletişim araçlarıyla bu çeşitliliği kolaycacık benimseyip, özümsüyoruz. İşte bu lezzetlerin tavan yaptığı yerlerden birisi de Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli üçlemesi hiç kuşkusuz. Sözü nereye mi getiriyorum? Trakya'ya beya :)

"Laz atasözleru’nu pek sevdunuz". "Al (hal) böyle iken takip eden paylaşımı da Trakya versiyonunu ile yapam beya" dedim.

Biliyorsunuz Trakyalılar Türkçeyi 28 harf ile konuşuyor ‘h‘harfini çok mecbur kalmadıkça kullanmıyor. "üseyin", "asan" gibi. Bu mecburiyetin gelebileceği son noktayı aşağıdaki fotoğrafa bakarak hayal edin artık. 


Çok farklı ve de çok şirin ifade biçimleri var o yörelerde;

Örneklendirirsek;

Maarii!!  ( şaşırma ünlemi)

İşşt Sülman nabüün?  (nasılsın manasında)

Evdekilere  arabala selam (çokça selam); 

İç esmiyor Üseyin beya

Ayvan oğlu ayvan

- Bubacığın nassı oldu be Mömet (mehmet), “bacacıklarım ayrıyı” derdi insancık.
– Düzeldi beyaa gavur gibi maaşalla, icbişeyciği kalmadı.
(Kaynak: https://ubuntugunluk.wordpress.com)


Trakyalıların ikileye ikileye konuşması da pek meşhurmuş meğer;

Ufaktan ufaktan alletcez bu işi.

Eğer biri sizi uğurlarken "güle güleyin" diyorsa  Trakyalı olma ihtimali yüksektir.

Kısaca Trakyalı candır 🙂 diyor ve sizleri aşağıdaki anektotlarla başbaşa bırkıyorum. En derin sevgilerimle…







             ‘Oturmaa mı geldik beya, hadi yorum yapmaaaa’


3 Temmuz 2018 Salı

LAZ ATASÖZLERU

Temmuz 03, 2018 36 Comments


Geçenlerde Whats-up gruplarımdan birine gelen “Laz Atasözleru” başlıklı gönderi hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Belki siz de bildiğiniz diğer atasözleriyle  çoğaltırsınız J

-     Baktun olmay, bakmayacasun

-     Sevduğuni alamaduysan, alduğuni sevecesun

- Yol cidanundur peşinde ağliyamam, yüreğim ahur deyuldir, her öküzü/ineği bağliyamam

-     Lafun turarsa hakimsun, tutmazsa sen kimsun

-     Eğer Karadeniz kızına kafa tutayisan ya çok yağlu yidun dilun kayayi ya da mermiden daha hızlı koşayisun

-     Anasının sütüyle adam olmayani siğur neylesun

-     İçune atarsun ama içinden atamazsun

- Bakmayun siz hamsinun ufak olduğune, sülalesi kalabaluktur

-     Oksijen değulsun hoş, sensuz de yaşarum

- Habu yalan dünyada öleceksun ölenle, sevdaluk eyi şeydur, edecekdun bilenle

-  Ben ulaşilmaz değulum lakin yolu bilecesun...

-     Hamsi yeduktan sonra helva da yiyecesun ki hamsi
   öldüğuni anlasun

-    Laz diyip geçme sakın, o da üç harflidir. Çarpar!


-     Hayat, tıpkı bir laz çocuğun annesine dediği gibidir; "hem vuriyisin, hemde ağlama diyisin".



Bir fıkra ile taçlandıralım;


Sokakta turlayan iki sevgili arasındaki diyalog:

Kız: Ayyy aşkım kestane ne güzel koktu yaaaa

Erkek : Çok mu hoşuna cittu ?

Kiz: Evet aşkım

Erkek: Merak etme aşkum dönüşte bir daha kececeğuk ordan. O zaman da koklama firsatun olacak daaaa”



Google+ Followers