24 Mart 2020 Salı

KORONA GÜNLERİ

Merhabalaaaar,
Hepimizin bildiği gibi çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Bir nevi karantinadayız. Kendi olağanüstü halimizi ilan etmiş durumdayız. İnşallah verilen talimatlara harfiyen uyar, bu durumu en az kayıpla atlatırız.

Ne diyor Sağlık Bakanımız “Hayat eve sığar!” Bana göre de öyle açıkçası. Yapacak o kadar çok şey var ki;

-    Home office durumunda pek çoğumuz zaten.
-  Film, kitap, müzik, çocuklarla aktivite, mutfak akademi, dolap/çekmece düzenleme gibi pek çok şeye yönelebiliriz.

Karantina kelimesi nereden geliyor diye merak edip küçük bir araştırma yaptım bu arada. Kara Veba zamanında (1348-1357 yılları), Venedik yönetimi tedbir olarak kent dışından gelen gemileri kırk gün açıkta bekletirmiş. İtalyanca kırk anlamına gelen “quarantena:karantina” kelimesi de buradan geliyormuş. Osmanlı Devleti’nde ilk karantina uygulaması ise Sultan II. Mahmud döneminde, 1831 yılındaki büyük kolera salgını sırasında olmuş.

Tarihin derinliklerinden günümüze dönüp yurdum insanının karantina sürecine baktığımızda trajikomik hallere, türlü türlü komedyalara şahit olmuyor da değiliz. Ne gibi mi?
Eşler birbirini yeni tanıyor mesela.
Veliler öğretmenlerin ne kadar kutlu insanlar olduklarını ancak
keşfettiler.
Evde internet, tablet, bilgisayar karaborsada, kapanın elinde kalıyor.
Haber kanalı izlemek isteyen ebeveyn ile çizgi film/dizi film izlemek isteyen evlatlar arasında çetin bir mücadele söz konusu.
Tele konferans toplantıları sırasında donan ekran karşısında patronun aldığı/kaldığı tavşan surat üzerine ilginç yorumlar dönmekte.
Nur topu gibi el yıkama obsesyonumuz oldu.
Makarnalar böceklenmese bari.

Stokladığımız ton balıkları ton ton dedeleri evde tutmaya yetse bari.

Madem bu ikisini çok stokladık yazıyı ton balıklı makarna tarifi ile sonlandıralım o zaman;

Ton Balıklı Makarna Tarifi İçin Malzemeler
  • 1 paket makarna
  • 200 gramton balığı konservesi
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 6 adetcherry domates
  • 1 diş sarımsak
  • 1 su bardağıhaşlanmış mısır
  • 1 su bardağısiyah zeytin
  • 1/4 demet fesleğen
  • 1 tatlı kaşığı kapari
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1/2 çay kaşığı karabiber
Ton Balıklı Makarna Tarifinin Püf Noktası
Makarnayı sosunu içine çekmesi için; süzdükten sonra soğuk sudan geçirmeyin.

Ton Balıklı Makarna Tarifinin Pişirme Önerisi
Ton balıklı makarnayı arzuya göre; cheddar peyniri ile önceden ısıtılmış 200 derece fırında 10 dakika pişirerek de servis edebilirsiniz.

Ton Balıklı Makarna Tarifi Nasıl Yapılır?
  1. Makarnayı kaynar suda yaklaşık 8-10 dakika kadar haşlayın. Sosunda kullanmak üzere 1 çay bardağı kadar haşlama suyu ayırın. Makarnayı süzdükten sonra bir kenarda bekletin.
  2. Ton balıklı makarnanın sosu için; sarımsağı rendeleyin. Kapari çiçeklerini ve fesleğeni incecik kıyın. Cherry domatesleri ortadan ikiye kesin.
  3. Zeytin yağını bir tencerede kızdırın. Doğranmış cherry domates ve rendelenmiş sarımsağı 2 dakika kadar kavurun.
  4. Yağını süzdürdüğünüz ton balığı konservesini ekleyin ve domatesler suyunu çekene kadar sosu pişirin.
  5. Ardından sırasıyla; haşlanmış mısır, siyah zeytin, doğranmış fesleğen ve kapari, tuz ve karabiber katın. Haşlama suyundan ayırdığınız kısmı ekleyin ve sosu kaynatın.
  6. Haşlanmış makarna ve ton balıklı harcı tencerede harmanlayın. Sıcak olarak bekletmeden servis edin. Sevdiklerinizle paylaşın.
Ardından ev egzersizi yapmayı unutmayın. Derya, "Evde 3000 Adım" başlığıyla ve çok güzel bir video eşliğinde harika bir yazı paylaşmış (Derya'nın Spor Günlüğü). Bi uğrayın derim :)).

Hepinize sağlıklı günler dilerim...

YILDIZ




DEVAMI »

9 Mart 2020 Pazartesi

HAYATIN ANLAMI



“Hayat nedir? Hayatın anlamı nedir? Yaşamdaki görevimiz-misyonumuz nedir? Ne için yaşıyoruz?” gibi soruları eminim kendi kendimize pek çok kez sormuşuzdur.

Hayatın anlamını keşfetmekle ilgili harcadığımız enerjiden daha fazlasını, anlam yaratmak için kullandığımızda hayatın anlamını keşfetmeye başlarız aslında.

Hayatın amacı; yeteneğinizi keşfetmek,

İşiniz; onu geliştirmek,

hayatın anlamı ise bu yeteneğinizi insanlara bağışlamaktır” demiş David Viscott.

Yeteneği keşfetme, onu geliştirme ve insanlığa bağışlama gibi bir çırpıda özetlenen bu durumun arka planında çok zaman harcamak gerekir kuşkusuz. 

Genellikle hayat bize iki seçenek sunar;  “Ya koşulları olduğu gibi kabullenmemizi veya bunları değiştirme sorumluluğunu almamızı ister.”

Acaba biz hangi tarafa yakın duruyoruz? Mevcut koşulları ve bize sunduklarını çoğu zaman çok yeterli bulmasak da kabule daha yatkın gibiyiz. Çünkü içinde bulunduğumuz şartları değiştirmeye çalışmak; konfor alanımızdan çıkmamızı gerektirir. Bu durum pek çoğumuz için katlanılması gereken zahmetli, uzun soluklu, sonu belirsiz bir yolculuk gibidir. 

Oysaki en büyük yorgunluk; yapılmayan işlerden gelir: 

Zihnimizi meşgul eden sorular, ertelenen sorumluluklar, vazgeçilen hayaller, vicdan muhasebeleri, enerjimizi daha fazla tüketir. Hayatta, sadece istemeye cesaret ettiklerimizi elde edebileceğimizi unuturuz. Başarının devinim halinde olduğumuzda, bir şeylere ulaşmak için hedefler koyduğumuzda ve bunun için çabaladığımızda geleceğini göz ardı ederiz. 

Zihnimizi, hedeflerimiz için hazırlamadığımızda karşımıza çıkan fırsatları okuma lüksümüz de olmaz.
Ayrıca durumları şansa ya da şansızlığa indirgemememiz gerekir. Çünkü insanlar şanslarını kendileri yaratır. “Şans kapıyı çalmıyorsa, belki de çalınacak bir kapımız yoktur. Kapıyı inşa ettik yine de olmuyor mu? O zaman yılmadan kapı açılıncaya kadar sebat etmemiz gerekir. Bu süreçte elbette canımız yanabilir, kaybedebiliriz, kayıplar verebiliriz. Ayağımıza çelme takanlar çıkabilir, taklitçilerimiz olabilir ancak içimizdeki tutkuyu kimse taklit edemez, heyecanımızı, azmimizi kimse bizden çalamaz. 

Amaca doğru yürürken karşılaşacağımız problemleri içimizdeki yaratıcı enerjiyi açığa çıkaran fırsatlar olarak görebilmeliyiz. Bazen kaybederek, kazandıklarımızdan daha fazlasını öğrendiğimizi de unutmamalıyız. Kaybetmek bize, olayların üzerinden yeniden geçme fırsatı tanır, nerede hata yaptığımızı öğrenme ve tecrübe etme” ortamı sunar.

Durduğumuz yer de önemlidir ayrıca… Neyi görüp neyi görmediğimizi, bakış açımızı belirler. Durduğumuz yerdeki küçük bir değişiklik, küçük bir adım, bakış açımızda küçük bir esneme hiç ummadığımız güzellikleri önümüze serebilir.”

Öyle harikulade özetlemiş ki Paulo Coelho; “Hayat, senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır… Hayatın anlamı, senin bakışlarında gizlidir”

“Unutma, aydınlık bir yarın için, karanlık bir gecenin içinden geçmen gerekir.”


YILDIZ


DEVAMI »

4 Mart 2020 Çarşamba

GÖRDÜĞÜNE EMİN MİSİN?

Hoşuma giden bir alıntı ile merhaba deyip
Bugün de böyle dostlar diye çekiliveriyorum aradan...


GÖSTERDİM; gördü anlamına gelmez


SÖYLEDİM; duydu anlamına gelmez


DUYDU; doğru anladı anlamına gelmez


ANLADI; hak verdi anlamına gelmez


HAKVERDİ; inandı anlamına gelmez


İNANDI; uygulayacak anlamına gelmez


UYGULADI; sürdürecek anlamına gelmez


Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada, duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa;

— Buranın yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler. Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra;

 — Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.
Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

 — Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk. Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.
— İyi ama demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk. Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız.

Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde çocuğun kör olduğunu fark etmiş. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;

 — Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki! Sizinkiler sağlam, öyle değil mi? Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken;

— Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey, benden daha iyi gördüğündür...

DEVAMI »

26 Şubat 2020 Çarşamba

YERKÜRE GÜNEŞLENMEYE BAŞLADI!



-    … hayır, hayır Ceren düşmedi, Cemre düştü
-    Kim düştü?  Kimmmm?
-  Ceren değil, Cemre düştü
-    Cemre kim, nereye düştü? Yaralandı mı peki?

Geçen gün, küçük kuzucuğumla aramızda geçen konuşmadan kısa bir bölüm bu.

“Yerküremiz güneşlenmeye başlıyor” dedim ve dilim döndüğünce izah etmeye başladım… “Cemre kelimesi; ateş, kor anlamına gelmekte, ‘düşme’ ise aslında ısınmayı anlatan bir kavram. Sırasıyla havanın, suyun ve toprağın canlanmasını, doğanın kış uykusundan uyanışını, baharın başlangıcını ifade ediyor. Yüzyıllardır, özellikle tarımla uğraşan halkın, hava olaylarına göre günlük yaşamlarını planladıkları bir halk takvimi” gibi bilgileri biraz daha sadeleştirerek anlatmaya çalıştım ona.  

Daha sonra İklim Bilimi Uzmanı Doç. Dr. Beyza Ustaoğlu’nun notlarından; “21 Aralıktan itibaren güneş ışınlarının yeryüzüne daha dik açılarla gelmeye başladığını ve böylece günlerin uzadığını, kış mevsiminin sona yaklaştığını, baharın başlangıcına denk gelen bu süreçte sıcaklığın arttığını, halk dilinde bu olaya ‘cemre düşmesi’ dendiğini” okuduk birlikte. Başka bir kaynaktan da cemre düşmesinin; Kasım günlerinden Hızır günlerine geçiş olarak nitelendirildiğini öğrendik.


“Türk-Altay halk kültürü mitolojisine göre  cemre olayına, İmre (İmere veya Emire) adı verilen bir cin’in neden olduğuna inanılıyormuş” dediğimde ise kulakları dikleşti birden. İşin içine “cin” girdi ya malumunuz. “İlkbaharda görünüp titrek ışıklar saçarak göğe yükseliyormuş İmre. Sonra buzların üzerine düşerek onları eritiyor, oradan da yere giriyormuş…” Hayalinde canlandırdığı "İmre" kahramanını görür gibi oldum gözbebeklerinde beliren resimden. Ardı arkası kesilmeyen sorular, sorular, sorular…

2020 yılının ilk cemresi 19-20 Şubat’ta havaya düştü bile. Ondan yedi gün sonra suya, yedi gün sonra da havaya düşüyor bildiğiniz gibi. Dolayısıyla bugün-yarın (26-27 Şubat’ta) ikinci cemre suya düşüyor. Üçüncü cemrenin ise 5-6 Mart’ta da toprağa düşmesi bekleniyor.

Benim kuzucuğumun aklına düşen cemreyi ben de sizin ruhunuza düşürmüş olayım bugün. Ruhları besleyelim ki içimizdeki güzel duygular daha da yeşersin. Dördüncü cemre gönüllerimize düşsün. Gönül yaylarımız gevşesin. Sevmek, seni seviyorum demek için, gülüp coşmak için baharı beklemeyelim… Yazım nihayete ererken ben bunları söyleyiverdim son söz olarak. Kuzucuğum ise o geniş hayal dünyası ile birlikte duygularını, en iyi Mehmet Necati ÖNGAY’ın şiiri ile anlatırdı kanaatimce… Kalınız sağlıcakla…


ÇOCUK VE BAHAR

Senin inci çiçeklerin varsa bahar,
Benim de inci dişlerim var.
Senin mavi bulutların varsa,
Benim de mavi gözlerim var.
Senin pembe ufukların varsa,
Benim de yanaklarım var.
Senin yağmurların, çiğlerin,
Şebnemlerin varsa,
Benim de gözyaşlarım var.

Senin denizlerin varsa,
Benim de yelkenli gemilerim var.
Senin kuşların varsa,
Benim de uçaklarım var.
Senin rüzgârın varsa,
Benim de uçurtmam var.
Senin ayın, yıldızların varsa,
Benim de bayrağım var.
Bayrağım gibi geldin yurduma
Bahar

Mehmet Necati ÖNGAY



DEVAMI »

14 Şubat 2020 Cuma

SEVGİLİLER GÜNÜ


Merhabalar,

Bugün 14 Şubat “Sevgililer Günü.” Özel günlere çok büyük anlamlar yükleyen biri değilim. Zira sağlık ve mutlulukla nefes alabildiğimiz her an özel bana göre. Fakat bugün ile ilgili dikkatimi çeken bir paylaşımı aktarmadan da edemedim. Bilmem takip edenleriniz var mı Faladdin’i? Pek çok hanımın ilgisin çekmeyi bir şekilde başaran bir fal uygulaması. Kendi ifadesine göre Faladdin; kahve falı, tarot, astroloji gibi mistik öğretilerin kadim bilgileri ile derin öğrenme yeteneğini harmanlayıp, yaşama dair kişiye özel analiz sunan fal uygulaması.

Fala/astrolojiye inanırsınız ya da inanmazsınız elbette bu tamamen sizin tercihiniz. Ancak bugün ile ilgili olarak Faladdin’in titreşimlerinden evrene yayılan ve aslında faldan ziyade bir durum tespiti olan şu mesajı da okumadan geçmeyin istedim. 

Sevgiyle, sevgiliyle kalın….


DEVAMI »