Bir Yıldızın Hikayesi

Blogger tarafından desteklenmektedir.

20 Haziran 2018 Çarşamba

BAHARDA YİNE GELİRİZ / ÖYKÜ KİTABI

Haziran 20, 2018 14 Comments

Merhabalar. Öncelikle, bayram seyahatini alnının akıyla tamamlayıp yuvaya dönmüş yorgun ama dingin, meşgul ama huzurlu bir ruh haliyle hepinizi selamlıyor ve geçmiş Ramazan Bayramınızı kutluyorum. Yakın takipçilerinin de bildiği üzere Sevgili Handan, geçtiğimiz haftalarda blogunun 13. yılı münasebetiyle sürpriz bir çekiliş yaptı. Ben o çekilişin umulmadık bir biçimde yedek talihlisi oldum ve kargo ile kapıma kadar gelen Barış BIÇAKÇI’nın “Baharda Yine Geliriz” isimli kitabını okuma şansına eriştim.  Handan’a bu güzel jesti için çok teşekkür ediyor ve kendisine blog dünyasında bol paylaşımlı daha nice güzel yıllar diliyorum.  

Barış Bıçakçı'nın okuduğum ilk kitabı olması sebebiyle ayrıntılı bir tahlil yapmam zor belki ama şu sıcak günlerde yoğun ve ağır okumaların arasında tatlı bir huzura ihtiyaç duyuyorsanız eğer seve seve tavsiye edebileceğim bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Gündelik yaşamdan alınmış farklı kesitlerin yansıtıldığı eser, 32 kısa öyküden oluşuyor. Her iki hikayede bir “Şehir Rehberi” başlığı altında yaşam gailesi içerisinde ıskaladığımız ilginç ayrıntılar vurgulanıyor. Sür-git bir aşk, bir başarı, bir, intikam ya da başka bir sarmal hikaye değil anlatılanlar. Kitapta geçen olaylar genellikle “an”a ait olup net bir hükme ya da bir sonuca bağlanmıyor.  Güzel betimlemelerle süslenmiş, sade, temiz bir anlatıma sahip.

Kitabın dışından alıntıladığım cümleler okumayanlarda merak uyandırabilir belki.

"Minimalizmin duru güzelliği var onun her kitabında. Baharda Yine Geliriz’de, de incelikli tablolar çiziyor Barış Bıçakçı. İnsan ilişkilerinden enstantaneler; ‘durumlara’, duygulara, akıldan esenlere, gönülden geçenlere dair ince fırçalar... Uçucu intibaların izini süren bir görme ve ‘bilme’ biçimi..."

 “İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?“


Bu okuma, yazarın diğer kitaplarına da bakmak isteği uyandırdı bende. Sevgili Handan’a böyle bir yazarı benimle tanıştırdığı için tekrar çok teşekkür ediyor, görüşmek üzere diyorum. Sevgiyle kalın J

31 Mayıs 2018 Perşembe

BİRİ SENİ ANLATSIN / MİM

Mayıs 31, 2018 36 Comments

Merhabalaaaar,

İlk kez bir mim yapıyorum. Google hazretlerine şöyle bir baktım ve hayalimdekine benzer bir şeye rastlamadım. Umarım konu başlığımı beğenirsiniz. “Biri Seni Anlatsın”. Meramımı anlatmak için ilkini ben yapmış olacağım. Anlatmayı tercih ettiğim kişiyi, yönelttiğim sorular yardımıyla kendi kadrajımdan nasıl görüyorsam öylece tanıtacağım. Ne kadar isabetli olduğumu geri bildirimler sayesinde öğrenmiş olacağım. Varsa yanlış tahminlerim kendimi düzelteceğim. Birbirimizi daha iyi tanımamıza vesile olacak bu mim’le kendimize dışarıdan bakacağız. Bizi bize anlatan bir mim yazısı ile aylarca hatta yıllarca yüzünü görmeyip, sesini dahi duymadığınız insanların kafasında nasıl bir imaj oluşturmuşuz anlamaya çalışacağız. 

Mimi yapan kişi anlattığı blog sahibi ile ilgili fikirlerini beyan ederken o kişinin daha önce yaptığı paylaşımlardan, yorumlardan özellikle de daha önceki mim paylaşımlarında kendisiyle ilgili verdiği tüyolardan kopya çekebilir. Aslında pek çoğumuzun kafasında özellikle sıkı takip ettiğimiz bloglarla ilgili bir fikir muhakkak ki oluşmuştur. Şimdi bu fikirleri ve düşünceleri yazıya dökeceğiz.

Örneğin ben Deepton’u anlatmak istedim. Ona vefa borcum çok. Aslında kendisiyle ilgili “Deeptone” başlıklı yazımda düşüncelerimi belirtmiştim ama blog dünyasında ilk ve en eski arkadaşım olarak onu anlatmaya kara verdim.  



15 Soruyla Tanıtttığım Blog Sahibi;

Soru 1. Blogunun adı ne?
Sade ve Derin

Soru 2. Blogunda ne tür konu/konulara yer veriyor.
İnsan ve insan ilişkileri ve yaşama dair her şeyden bahsediyor. Deneme, kültür sanat yazıları (kitap, dergi, müzik, sinema, dizi, resim, tiyatro, mutfak, fotoğrafçılık). Gündelik yaşamdan esinlenerek yazdığı kısa ve kurgu hikâyelere sıklıkla yer veriyor Kendi deyimiyle yolda gördüğü insanlara hayat yakıştırıyor.

Soru 3. Konu başlıkları içerisinde size göre en çok hangi konuda daha etkileyici yazıyor?
Kısa öykülerinin dilini akıcı ve sıcak buluyorum. İyi bir gözlemci olduğu için de öykü yazma konusunda sıkıntısı çekmiyor. İlaveten, bütün önerilerine birebir yetişemesem de film ve müzik seçkilerini beğeniyorum. Yeni blogları takip edip bizlere sunmasını da özverili bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum.

Soru 4. En çok hangi blogları okuyor?
Nasıl başarıyor bilmiyorum ama okumayıp yorum bırakmadığı blog hemen hemen yok gibi. Tek okuru olduğu çok sayıda blogu takip ediyor.

Soru 5. Bir blogger olarak size göre en çarpıcı özelliği ne?
Eski, yeni bütün blogları kavrayıp kuşatması, blogları birbirine kaynaştırması. Çok yönlü paylaşımlarda bulunabilmesi

Soru 6. Bıraktığı yorumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yorumsuz bıraktığı bir yazımı hatırlamıyorum. Sanırım birçoğumuz için de aynı durum söz konusu. Kimse okumasa da biliriz ki Deep kesin uğrar, okur ve kısa da olsa bir şey yazar. Herkese uğradığından olsa gerek yorumları kısa tutabiliyor. İnsanları ve yazdıklarını önemsediğini hissettirmesi çok güzel bir davranış. Cevap gerektiren yorumları da hiç ihmal etmiyor.

Soru 7. Son dönemde yaptığı paylaşımlar içerisinde en çok hangisini beğendiniz? 
Nisan ayında paylaştığı "Aforizmalar 3" yazısını çok eğlenceli buldum. Zekice yazılmış. Ne hikmetse en çok beğendiğim bu yazısına yorum bırakmamışım. (O da benim ayıbım olsun).  Dediğim gibi kısa öykülerini beğeniyorum. Bugünkü "Çocukluk" adını verdiği paylaşımını da çok içten buldum. Çocuk kalbiyle yazılmış sıcacık bir yazı.  

Soru 8. Bloguna ilk baktığınızda sizde bıraktığı intiba nedir?
Düzenli, detaycı, sistematik

Soru 9. Blogunda şöyle olsa daha iyi olurdu dediğiniz bir yön var mı?
Yazı puntolarını biraz daha büyütse gözlük aramak zorunda kalmadan okuyabilirdim belki :))

Soru 10. Hayata nasıl bakıyor ?
Bence hayata pozitif bakıyor. Yaşamayı ve kendine yarattığı dünyayı seviyor. İşini severek yapıyor. İçinde sevimli bir çocuk var. Bir yandan da yalnız kalmayı seviyor böylece kitaplarına, müziğe, filme ve bloğa daha çok zaman ayırabiliyor.

Soru 11. Onu üç kelime tanımlasanız ne derdiniz?
Paylaşımcı, megahafıza, kitap kurdu

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

(Bir de özellikle resim kullanmayan arkadaşların kafamızdaki hayali görüntüsünü tahmin etme kabiliyetimizi ölçen birkaç soru daha hazırladım. Eğlenceli olabilir ne dersiniz?)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Soru 12. Sizce yaşı kaç?
Deep’in yaşı ile ilgili bir tüyom yok. 20'lerin sonu 30’ların başı desem çam devirmiş olur muyum acaba bilemedim ))

Soru 13. Kilosu ve boyu kaç?
Zaman zaman verdiği yemek, pasta, tatlı tariflerine bakarak yemek yapmayı ve yemeyi sevdiğini düşünüyorum. Kilosu 58 boyu da 1.67 cm. diyorum ben. Yürümeyi sevdiğini düşündüğüm için fit bir Deep var hayalimde.

Soru 14. Ten rengi nedir, Saçları nasıldır?
Buğday tenli, kısa saçlı, saçları koyu kavhve-rengi. Gerçi bloğundaki sembolik resimde saçları topuz bir leydi duruyor ama bence saçını kısa kullanıyor artık. 

Soru 15. Giyim ve makyaj tarzı nasıl? 
Sanırım spor giyinmeyi daha çok seviyor. Rahatlığı ön planda tutuyor. Günlük yaşamda çok makyaj yapmıyor. Yapsa da sade ve gösterişsiz tonları tercih ediyor.


İşte böööyleeee. Umarım siz bu mimi, gizemli Deep ise onunla ilgili yorumlarımı ve tahminlerimi beğenmiştir. Yanlışlarım varsa düzeltecektir mutlaka.

Gelelim beni kim anlatsın sorusunun cevabına. Bunun için elbette bir isim bırakabilirdim ama öyle yapmayacağım. Bu yazıya ilk yorum bırakan kişi beni anlatsın diyorum. Böylece bu konuda en istekli kimse o kişi bunun yapmış olur. (Hiç yorum gelmezmişşş bir de J). Siz dilerseniz istediğiniz bloğa işaret edebilirsiniz;  "beni ---- blog tanıtsın" şeklinde. Tercih sizin.


Kalın sağlıcakla J


25 Mayıs 2018 Cuma

KİLOSTROFOBİK MİSİNİZ?

Mayıs 25, 2018 23 Comments


Merhabalar Sevgili Okurlar,

Bilmem daha önce “KİLOSTROFOBİ” kelimesini duydunuz mu? Duymadıysanız yanıtı işte burada;

Kilostrofobi; Aşırı kilolu insanları itici bulma, onlardan haz etmeme, onları dışlama hali. Bu tanımlama kilolu insanlara umut olsun diye kaleme aldığı “Kilostrofobi” kitabının yazarı Sencer Piyancı’ya ait. Sencer Bey neredeyse hayatının tüm dönemlerinde kilostrofobik insanların hışmına maruz kalmış biri. Bir arkadaşı ona büyük beden blogger’ı olma önerisinde bulunduğunda kendisini yazarak daha iyi ifade edeceğini düşünmüş o yüzden de yaşadıklarından yola çıkarak “Olduğun Gibi Güzelsin” mesajı veren ve kendisini kilolu hisseden herkesi farkındalığa ve mutluluğa çağıran bu kitabı yayımlamış. Ben henüz alıp okumadım. Ama  “Kampüs” dergisinin son sayısında yazarla yapılan röpörtajı okuduğumda ilgimi çekti. 


Sencer Bey; röpörtajında ülkemizde genellikle “Boğazını tutamayan insanın hiçbir işe azmedemeyeceğine, iradesiz” olacağına dair ön yargılar olduğuna inanıyor. Hatta bu konuda cinsiyet ayrımcılığı olduğunu söylüyor. Zaman zaman erkekte güç ve zenginlik nişanesi gibi algılanan bu durumun kadınlar için hiç de öyle olmadığı kanaatinde. Ben de aynı fikirdeyim. Öyle kilolu biri falan da değilim ama özellikle biz kadınlara çokça dikte edildiğini düşündüğüm daha daha zayıf, daha daha fit, daha ultra bakımlı görünme çabası ve baskısından bir an önce sıyrılmamız gerekiyor artık. Bana göre en ideal kilo ruhsal ve fiziksel olarak kendimizi iyi hissettiğimiz kilodur. Tıbben ve başka nedenlerle aksi gerekmiyorsa birkaç kilo fazlalığı özellikle de aşırı kilolu insanların gözü önünde dert edip bunun üzerine dakikalarca konuşmak çok doğru olmasa gerek. Bu sorgulamalar mesleği mankenlik olanların gündemini istediği kadar meşgul edebilir belki ama bizimkini etmemeli.


Yeryüzünde birçok insan her gün kilosu yüzünden sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şişmanlar gibi aşırı zayıflar da benzer tacizlere uğrayabiliyor. Sanırım insanların fiziksel görüntüleriyle ilgili olarak acımasız eleştirilerde bulunmadan önce bu konuda biraz daha bilinçlenmemiz, empati yeteneğimizi biraz daha geliştirmemiz ve kilostrofobik reflekslerimizi biraz daha törpülememiz gerekiyor. İlk adımı bu kitabı okuyarak atabiliriz belki de.

Şişmanlar, zayıflar, balık etliler, sıskalar, normal kilolular sizleri seviyorum. Hepinize iyi hafta sonları  J


15 Mayıs 2018 Salı

YENİ AY İLE YENİLENMEYE NE DERSİNİZ?

Mayıs 15, 2018 24 Comments





Merhabalar;

Ne kadar inanırsınız bilmem ama duyduklarım ve okuduklarıma göre ve de bazı astrologlara göre, hayatımızda yeni bir şeye yeni ay zamanı başlarsak eğer  evrenin desteğini nerdeyse garanti altına almış oluyormuşuz. 

2018 Ay takviminde 13 yeni ay ve 13 dolunay varmış. Astrolojide yeni ay; hayatımızda baş gösteren yenilikler olarak kabul ediliyormuş. 

Ay takvimine göre bugün; yani 15 Mayıs 2018’de, Saat: 14.47’de yeni ay Boğa burcuna tam da geçiş yaptığı anda temiz bir niyetle dileklerinizi, temennilerinizi sıralayın diyor bu işin uzmanları, ritüellerine de dikkat ederek elbette.  

Sevgili boğalar yeni ay özellikle de sizin burcunuzda gerçekleştiği için yaşamınıza yenilikleri ve güzel başlangıçları çekmek için bulunmaz bir fırsatın eşiğinde gibisiniz. 

Ben astrologların yalancısıyım vallahi. İlginizi çekmişse eğer saatlerinizin alarmını 14:47’ye kurmayı unutmayın J





11 Mayıs 2018 Cuma

BLOG MUHASEBESİ MİMİ

Mayıs 11, 2018 32 Comments


Merhabalar Sevgili Kardeşlerim,

Blogcu Sultan “BLOG MUHASEBESİ MİMİ” adında güzel bir etkinlik başlatmış. Öncelikle bloglarımızın genel durumu geçmiş ve geleceği hakkında bilgi alışverişinde bulunmamıza katkı sağlayan bu güzel paylaşımda bana da yer veren Sultan kardeşime çok teşekkür ederim. Sayesinde kendi iç muhasebemi de yapmış oldum.

Sorulara Geçereseeeek ;

Blog alemine nasıl girdin?
Bloga girmekte oldukça geç kalmış biriyim. Neden bu kadar geride durdum bilemiyorum. Belki bloğun çok daha popüler olduğu yıllarda telaşelerim daha fazlaydı. Belki daha ihmalkardım. Belki de bu kulvarda bir yeteneğim olup olmadığımın çok da farkında değildim. Tam bir sebep konduramıyorum açıkçası. Hepsinin bileşkesi de diyebiliriz. Ablamın küçük kızının günlük tarzında açtığı bir bloğu vardı. Geçen yaz (Ağustos 2017) onları ziyarete gittiğimde tam da bu konulardan konuşurken kafamın arka planında her zaman duran blog açma fikri sevgili yeğenimin de katkılarıyla bir anda vücut buldu. Biraz bodoslama biraz da amatörce bir giriş yaptık velhasıl. Hala da şeklen istediğim formatta bir bloğa sahip değilim ama yakın zamanda bununla ilgili bir atılımda bulunacağım inşallah.

Hangi blog sana ilham oldu?
Blog açmadan önce sıkı takipçisi olduğum bloglar vardı diyemem. Bloğumu açmama yardımcı olan sevgili yeğenim banaDeeptone” dan sitayişle bahsetti. Onu hemen takibe aldım ve daha çok kültür sanat üzerine yoğunlaştırdığı yazılarını büyük bir zevkle takip etmeye başladım. Diğer yandan analdim ki yeğenim bana çok güzel bir öneride bulunmuş. Çünkü Sevgili Deep  kısa zamanda beni sizlerle tanıştırdı. Pek çok kez türlü vesilelerle sayfamdan bahsetti. Kısacası diğer blog sahipleriyle aramda çok güzel bir köprü kurdu. Ona ithafen yazdığım yazıyı okuma zahmetine katlanırsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Bir kez daha kendisine buradan teşekkür ediyorum. Ardından şimdi çok aktif olarak kullanmasa da "Bücürük ve Ben" Müjde ablayı da zevkle takip etmeye, dizi senaryolarını okumaya gayret ettim. Yorumlarını her zaman gerçekçi, dobra ve sıcak  buldum. Yavrum için yaptığı jesti de hiçbir zaman unutmayacağım. Ona da buradan tekrar çok teşekkür ederim. Blog sayfalarına işlenmiş sözcüklerin sihirli gücüyle insan, hiç tanışmadığı kişilerle bile enteresan bir şekilde sıcak ilişikler kurabiliyormuş meğer bunu da böylelikle anlamış oldum :)).

Bloğa yazdığın ilk yazınla son yazın arasında fark var mı?
İlk yazım ve son yazım arasındaki farkı net olarak ortaya koyabilecek uzun bir geçmişim yok aslında. Bir yıl bile olmadı henüz. Ancak yine de ilk paylaşımlarımı daha kısa kısa ve belki biraz da ürkekçe yapmışım. Sanki biraz ortamın nabzını yoklamak istercesine J

Şu da bir gerçek ki yazmaya devam ettikçe gelişmemek imkansız. Bunu giderek artan okunma ve tıklanma sayımızdan, takipçi sayılarımızdan ya da kayıt sistemimizdeki istatistiksel verilerden net olarak gözlemleyebiliyoruz zaten.

Yakın çevrendeki insanlar bloğunu biliyor mu?
Evet yakın çevremdekiler biliyorlar. Zaman zaman takdir ve teşviklerini alıyorum. İyi ki varlar J

Blog yazmak yaşantına ne kattı? Ya da çıkardı?
Blog yazdığımı öğrenenlerinin gözünde var olan değerimin daha da arttığını hissediyorum. Blog okurken güncelleniyorum, yeni şeyler öğreniyorum, bak bu konuda benim gibi düşünenler de varmış diyorum, bunu ben de denemeliyim, bunu ben de okumalıyım diyorum ve buna benzer pek çok şey. Yazarken ise bazen bir kitap tavsiyesi ile bazen izlediğim bir filmle, bazen bir yarışma duyurusu ile önce kendim bilgilenip sonra elimden geldiğince bu bilgileri paylaşmaya çalışıyorum. Yazdıklarımın okunuyor olması ve bir değer bulması, birilerinin beynine, yüreğine dokunuyor olması benim için çok tatmin edici bir durum. Ayrıca çok seviyeli ve kıymetli yorumlar alıyorum, yorumlar bırakıyorum ve dönüp bakıyorum ki hiç tanışmadığım, göz teması kurmadığım, sesini  dahi duymadığım insanlarla aramızda sıcacık, görünmez bir bağ oluşmuş. Bunlar asla parayla satın alınamayacak deneyimler ve bütün bunlara layık olmak çok güzel.   

Blog sahibi olduktan sonra zamanımı bir parça daha iyi yönettiğimi düşünüyorum. Hala istediğim sıklıkta yazı paylaşıp fazla okuma yapamasam da daha fazla uyumak veya gereksiz şeylere daha fazla zaman ayırmak yerine blog dünyasında vakit geçirmeyi yeğ tutuyorum. Antenlerim, duyargalarım daha hassas çalışıyor sanki. Etrafımda cereyan eden hadiselere “bu konuyu bloğumda işleyebilir miyim acaba?” gözüyle bakıyorum.

Şu anda bu mim yayını ile birlikte bloğunda kaç yazı ve kaç sayfa görüntülenmen var?
Biraz utanarak da olsa itiraf ediyorum bu yazıyla birlikte 43. Yazımı yayımlamış bulunuyorum. Tıklanma sayım an itibarıyla 18.515. 

152 tane blog’da, 117 tane Google +’da takipçim var. En çok okunan yazım 29 Mart 2018 tarihinde yayımladığım, 1159 tıklanma ve 55 yorumla “GülBahçesi” adlı kısa öyküm oldu. Bumerang’a direk “Altın” üyelikle giriş yaptım. Ticari kaygılarla ya da çok bilinçli bir şekilde takip ettiğim bir durum değil aslında bu. Sadece “Yazar Kafe yazarı olabilir miyim acaba?” diye bir düşüncem olmuştu. Özetle Ağustos 2017’den bu yana devam eden aktif blog yaşantımdaki durumum bundan ibaret. Çok övünülecek bir karne değil belki ama sizlerin teveccühü ile inşallah daha da iyi seviyelere gelmeyi başarabilirim.





Hangi blogun muhasebesini öğrenmek istiyorsun?
Aşağıda isimlerini belirttiğim arkadaşlarımı ve dileyen bütün herkesi davet ediyorum. Zaman ayırır cevaplarlarsa çok memnun oluruz.

Sevgili Blogcu Sultan'a tekrar teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Evlatlarınızın cennet kokulu öpücükleriyle uyanacağınız, annelerinize sevgiyle sarılacağınız mutlu anneler günü ve iyi hafta sonları diliyorum  :)) 

Fatma Nur (Girift)


4 Mayıs 2018 Cuma

DEEPTONE

Mayıs 04, 2018 18 Comments


Merhaba Sevgili Dostlar,

Öncelikle Sevgili Fatma nur (Girift) (https://girift0.blogspot.com.tr/) kardeşime Deep için hazırlanan aktivitede aldığı aktif rol için ve özverili yaklaşımları için çok teşekkür ederim. Arka arkaya eklenen şehirlerarası iş gezilerime rağmen Deep’i asla ve kat-a görmezden gelemezdim. İki arada bir derede de olsa yazacağım sevgili kardeşim için dedim ve bu satırları karalamaya başladım.

2017’nin Ağustos ayında el yordamıyla açtığım bloğun en sabırlı, en sadık, en vefalı takipçisi Deep oldu. Birçok kere beni sizlerle tanıştırdı ve buluşturdu.  Zaman zaman uzaklaşsam hemen hal hatır sordu. “Hey komşu orda mısın?” dedi. “Ayyyy yaz böyle şeyler işteee” dedi, “Bu aralar iyi gidiyorsun” dedi. Motivasyonumu hep artırdı. Hep destek, tam destekti yani. Be de emindim artık; “kimse okumasa da kimse yorum atmasa da mutlaka Deepcan uğrar, okur” diyordum. Nitekim de uğruyordu. Hala da yanımda ve hep yakınımda.

Eminim ki bazı şeylerden feragat ederek herkese nasip olmayacak bu güzel etkinliğin onur konuğu olmayı fazlasıyla hak etti Deep. Bunun arkasında onun sade, temiz, çıkarsız, beklentisiz ve paylaşımcı duruşunun büyük önemi var bence.


Sen hep bizi toparlamaya,

Bizi güzel insanlarla tanıştırmaya ve buluşturmaya

Bize güzel öyküler anlatmaya,

Bize güncel dizileri, filmleri tanıtmaya,

Bize okuduğun kitapları, dinlediğin müzik listelerini atmaya,


kısacası


Bize dokunmaya

Devam et  hep, olur mu Deep?



Adın gibi Sade ve Derin olduğunu, gösterişe gerek duymadan etki bıraktığını, neşeli ve kendiyle barışık bir insan olduğunu tasavvur ediyorum.

Yazdıklarınla, paylaşımlarınla, yorumlarınla, bizlere ayırdığın zamanla, kaleminin ve yüreğinin gücüyle ete, kemiğe bürünmüşçesine bize kendini sevdiren Deeptone, bir gün seninle tanışmayı gerçekten çook istiyorum.

Bana, arkadaşlarıma, blog dünyasına kattığın her şey için çok ama çok teşekkür ediyorum sana. İyi ki varsın ve iyi ki benim arkadaşımsın Deep’im, Derin’im, Sade’m J

En “Derin” sevgilerimle J
  


19 Nisan 2018 Perşembe

ÖYKÜ SEVER BLOG YAZARLARININ (Şimdilik) İSİMSİZ ÖYKÜSÜ "MİM"

Nisan 19, 2018 52 Comments


Merhabalar Blogcanlar J.

Gelen çok sayıdaki olumlu, teşvik edici, katılımcı yorumlardan anladığım kadarıyla tıpkı benim gibi birçoğunuzu heyecanlandırdığını düşündüğüm bu güzel mim’in içerisinde “sıra bana ne zaman gelecek acaba?” diye çok da fazla kıvranmadan yer aldığım için mutlu olduğumu belirterek başlamak istiyorum yazıma. Beni bu heyecana ortak eden sevgili Feri Peri’ye çok teşekkür ederim, öncelikle :).

En başa sararsak eğer, ortak öykü fikri sevgili Deepton’un "Kısa Öykü", (http://sadevederin.blogspot.com.tr/2018/04/ksa-oyku.html") adlı paylaşımına yapılan yorumlarla şekillendi sanırım. Özellikle de Berlin Berlin ‘in yorumuyla. Böylelikle, en zor görevi yazdığı harika bir giriş paragrafı ile Berlin Berlin üstlendi. Ardından Deeptone, Ebemkuşağı, İncirli Kurabiye ve Feri Peri heyecanı giderek artıran bir tempo yakalayarak okurlarda merak uyandırdılar. Bu arada sevgili Deep’in arada yaptığım küçük kaçamaklar nedeniyle konuyla ilgili bilgilendirme yapmak adına beni dürtme dürtüsüne minnettar olduğumu belirtmeliyim. Deep blog dünyasına adım attığım günden itibaren beni sizlerle buluşturan ve sizlere daha sıkı sarılmamı sağlayan çok kıymetli bir kardeş benim için.

Feri Peri'nin hikayeyi getirdiği nokta ve süreci çok güzel özetleyen anlatımı muhteşemdi gerçekten. Kullandığı formatı çok beğendim ve ben de benzer şekilde bu foratta ilerledim. İfade kolaylığı ve daha estetik yol alma açısından esas oğlan'ın da (veterinerin)  isim annesi oldum yüksek müsadelerinizle. 

Hatıralarımda edebi ve ebedi kalacak bu kollektif oluşumda yer aldığım için tekrar bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor ve kendimi güçlükle kazıdığım anlatımdan gönülsüzce uzaklaşarak, yazdığım paragrafla sizleri baş başa bırakıyorum. Umarım beğenirsiniz. 

Bu arada kimi mi mimledim? Biraz ürkekçe de olsa ilk gönüllülerden olma cesaretini gösteren sevgili Sibella’yı (Sibella'nın Günlüğü), https://sibellaningunlugu.blogspot.com.tr/  

Eminim ki pasta tarifleri kadar leziz bir paragrafla öyküyü devam ettirecekJ.


👉Öykü Bölümü:  Berlin Berlin
"Saçları terden yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, koşmaktan dizlerinde derman kalmamış bir şekilde sokağın büyük caddeye açılan köşesinden ana yola fırladı. Zifiri karanlıkta bir arabaya rast gelme umuduyla koşmaya devam etti. Yolun karşı tarafında beliren ışığa biraz daha yaklaştığında, birinin kendine doğru geldiğini ve fısıldayarak "Öykü" diye çağırdığını duydu."


👉Öykü Bölümü:  DeepTone
"Öykü, Öykü, Öykü!" Fısıldamaların şiddeti arttı: 'Öykü, kızım, hadi uyan, uyansana, hadi kızım, sabah oldu, okuluna geç kalacaksın, uyan!!!' Bir sıçramayla uyandı: "Ah anne, sen miydin beni çağıran, ne işin vardı ışığın altında?' 'Ne ışığı yavrum, kabus mu görüyordun sen, sana kaç defa dedim, uykudan önce gerilimli filmler izleme diye, hadi kalk artık, bir duş al, portakal suyunu iç ve dersine yetiş." 


👉Öykü Bölümü:  Ebemkuşağı
"Neyse ki rüyaymış dedi Öykü. Derin bir nefes aldı. Sonra kalkıp lavaboya gitti. Yüzüne çırptığı suyla kendine geldi. Annesi içeriden; 'İki lokma bir şeyler ye!' diye sesleniyordu. 'Geç kaldım anne!' diyerek, odasına gidip aceleyle giyindi. Annesine bir öpücük gönderip masanın üzerinde duran bir bardak sütü içtikten sonra kendini dışarı attı. Hızlı adımlarla ışıklara geldi.

Tam caddeden karşıya geçmeye hazırlanırken acı bir fren sesi duydu. Bir an, geceki rüyanın etkisiyle arabanın kendisine çarptığını zannedip gözlerini kapattı. Sonra kendine gelip gözlerini açtığında yerde yatan bir kedi yavrusu gördü. Hemen kediyi kucağına aldı. Neyse ki birkaç ufak çizikten başka görünür bir yarası yoktu kediciğin. İlk dersi kaçırmıştı zaten. Eve dönüp annemden mi yardım istesem yoksa veterinere mi görürsem diye ikilemde kaldı Öykü." 


👉Öykü Bölümü:  İncirli Kurabiye
"Ama kısa sürede toparladı kafasını. Düşünmesine gerek yoktu ki, ne yapacağını o çok iyi biliyordu. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İçinde kelebekler uçuşmaya ve kalbi hızlıca atmaya başladı. Çünkü aklına gelen fikir onu heyecanlandırmıştı. Eve dönüp annesinden yardım almayacaktı elbette, kediyi veterinere götürecekti. Her gün okuluna giderken yolunu uzatıp kliniğinin önünden geçtiği, 'acaba karşılaşır mıyım?' düşüncesi ile kapısının önünde oyalandığı, aşık olduğu veterinere götürecekti kediyi. O veterineri de ilk, arkadaşının kedisini götürdüklerinde görmüştü... Zaten o anda da aşık olmuştu. Ondan sonra sürekli oraya gitmek için bahaneler buluyordu. Hatta veteriner onu geçen hafta kapısının önünden geçerken görünce içeri kahve içmeye çağırmıştı. Öykü o günden sonra daha çok görmek istiyordu veterineri. Hakkında bütün bilgiye sahipti.. Öykü daha üniversite 4. sınıftaydı, veteriner ile aralarında 3 yaş vardı..." 

👉Öykü Bölümü:  Feri Peri
"Ayakları ondan evvel davranıp harekete geçmişlerdi bile. Hızlı adımlarla yürüyor, ılık sabah rüzgârını kızarmaktan kendilerini alamayan yanaklarında hissediyordu. Başını gökyüzüne doğru kaldırdı. Mavinin envaiçeşit rengine bürünmüş, güneşin anaç ışıklarından şahsına pay çıkarmaya çalışıyordu gök kubbe.

'Ne güzel bir Nisan sabahı..." dedi Öykü mutluluğun iksiri aşık olma hali ile sarhoş olurken. Küçük kedicik o sırada iyice kucağına yayılmış, karamel kahvesi tüylerini yalamakla meşguldü.

Bir sokak geçti, sonra bir sokak daha. Veteriner kliniği ile arasında sadece yirmi metre kalmıştı ki hemen yanı başındaki bir dükkanın camekanının önünde durdu. Camın yansımasında kendisini yeterince beğenene kadar üstüne başına bir çeki düzen verme gayretine girişti. Ensesinde topladığı koyu kumral saçlarını saldı. Saçlar omuzlarına düştü; perçemleri de küçük ve sevimli alnına. İşte şimdi hazırdı..." 

👉Öykü Bölümü: Bir Yıldızın Hikayesi  (https://gunesebakarken.blogspot.com.tr/)

Heyecan içinde özel kliniğin merdivenlerinden çıkarken kalp atışlarının ritmini frenlemek istercesine elini göğsüne bastırdı ve her adımı ile yüreğinin derinliklerinde giderek daha da çoğaldıklarını hissettiği pır pır uçuşan sevgi kelebeklerine hemen oradan uzaklaşmalarını söyledi. Olabildiğince normal görünmeye gayret etse de kucağında taşıdığı yaralı minik kedi kadar ürkek ve narindi. Bekleme salonunda girdiğinde daha önce hiç karşılaşmadığı sarı saçlı, ela gözlü, beyaz önlüğün içinde bile oldukça alımlı görünen bir genç kız karşıladı onu. “Bu kız da nerden çıktı şimdi” dedi içinden. Öfkesini yatıştırmaya çalışarak “Tunç Bey müsait mi?” diye sordu ve ekledi “Minik kedinin durumu biraz acil de”. “Tunç Bey şimdi bir operasyonda. 15 dakikaya kadar çıkar. O müsait oluncaya kadar ilk müdahaleyi ben yapayım dilerseniz. Ben onun yeni asistanıyım, adım Seray” deyip onay beklemeden çekip aldı kediciği Öykü’nün kucağından. Onu muyene odasına doğru götürürken geride bıraktığı parfümün rüzgarından hiç hoşlanmamıştı Öykü. Asistanın mekanik kollarında muayeneye giden kedicik ise çaresizce teslim oldu kaderine. Müjde annenin biricik kuzusu ve mahalledeki en yakın kankası Bücürük’le bugünkü pinpon maçını iptal edecekti mecburen.

Google+ Followers