17 Eylül 2020 Perşembe

SANAL KİTAP FUARINA DAVETLİMSİNİZ



Merhabalar Sevgili Blog Ailem,

Pek çoğunuzun bildiği gibi mayıs sonu itibarıyla “Solmayan Ümit” adlı öykü kitabım sanal satış siteleri üzerinden okuyucularla buluştu. O günden bu güne sizler gibi duyarlı, kitapsever/hayırsever insanların teveccühleri sayesinde satışlar gayet güzel gitmekte ve çok güzel geri bildirimler almaktayım. Ben de sizlerden aldığım şevk ve cesaretle projemizi sosyal medya hesaplarımı da kullanarak daha fazla tanıtmaya ve satışları yukarı çekmeye gayret etmekteyim. Çünkü hatırlayacağınız üzere kitabın geliri dar gelirli çocuklarımızın eğitim hayatına katkı sağlamak üzere köklü ve güzide eğitim kurumlarından birine bağışlandı/bağışlanacak. O yüzden bir kitap bile satılsa inanın çok mutlu oluyorum. Biliyorsunuz ilk bağışımızı 3515 TL olarak gerçekleştirdik. İkinci bağışı gerçekleştirmek için henüz anlamlı bir yekûne ulaşmış değiliz.

Tanıtım çabalarının bir ürünü olarak sizlere, hem kendi adıma hem de başkaca kitaplara ve yazarlara kolaylıkla ulaşmanız adına bir duyuru yapmak istiyorum. Yayınevim yani Ateş Yayınları; pandemi nedeniyle fuar ortamından mahrum kalan yazarları ve okurları bir araya getirmek üzere “pembevagonlar.com” sponsorluğunda sanal bir kitap fuarı düzenledi. Bu vesile ile ben de 19 Eylül, saat 14.00’te canlı yayın söyleşisine katılarak isteyenlere isme özel imzalı kitabımı kargo yoluyla göndermiş olacağım. Okurlar “pembevagonlar.com” sitesine girip orada beğendikleri kitabı/kitapları kampanyalı olarak alabilecek ve ödemelerini site üzerinden gerçekleştirecekler. Ödeme yapanlara, yazarlar, kitaplarını imzalayarak göndermiş olacaklar. Sistem bu şekilde işleyecek. Yayına katılmak için ise yapmanız gereken tek şey; instagramda Ateş Yayınlarını takibe almak ve ilgilendiğiniz yazarların katılacağı gün ve saatte canlı yayına bağlanmak. Bu arada ünlü şair, yazar, radyocu Kahraman Tazeoğlu’nun 20 Eylül, saat: 21.00’de, söz konusu sanal fuarda hayranları ile buluşacağı notunu da buraya düşmüş olalım.   

Sevgili arkadaşlarım, son olarak şunları söylemek istiyorum. Şimdiye kadar bu projede beni yalnız bırakmadınız. Mutluluğuma, amacıma, heyecanıma ortak oldunuz. Kitabımı lütfedip aldınız, kıymetli zamanınızı ayırıp okudunuz, tavsiye ettiniz. Yorumlar yapıp farklı mecralarda tanıtıcı paylaşımlarda bulundunuz. Bunun için herkese, her birinize ne kadar teşekkür etsem azdır. Çünkü bu iş salt benim çabamla olacak bir şey değil. Okuyucularda karşılık bulursa bir değeri var. Ve biz bu değeri birlikte yarattık. Dediğim gibi hepinize sonsuz şükranlarımı sunuyorum ama özellikle sevgili;

Deeptone

Deli Kızın Bohçası (Derya)

Sadece Yankım ve Gölgem

Bir (Handan)

Kayıp Fısıltı

İçim Dışım Sobe

Velhasıl Galata (Taner Koç)

Farklı Diyarlar

Konumuz Kitap (İrem Can)

Blog Beyi

İncilay (Sibel)

Bulut Gölgesi (Tülin)

Bücürük ve Ben

arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Hepiniz iyi ki varsınız. Sıraladıklarım arasında inşallah unuttuğum olmamıştır eğer olmuşsa da lütfen beni bağışlasın. (Hatırlatırsa eklerim hemen) Görseldeki yıldızları, balonları, kalpleri benim tatlı kuzum serpiştirdi, onun fikriydi. Bir teşekkür de ona gitsin :))

Zamanı olan arkadaşlarıma, 19 Eylül Saat 14.00’te instagram üzerinden yapılacak canlı yayında buluşmak üzere diyor sevgi ve selamlarımı sunuyorum…

  

DEVAMI »

15 Eylül 2020 Salı

BENİM GÜZEL MANOLYAM (3)

 

BENİM GÜZEL MANOLYAM

İşte kapı çalıyor. Nevhan Hanım ve mütemmim cüzü Sarmal... 

Kahvaltı sofrasının esas kızı ile esas kedisi...

Defne Hanım koşarak gitti kapıyı açmaya. “Hoş geldiniz” kelimesi tamamlanmadan Sarmal Efendi zıpladı bile bahçeye. Her zamanki gibi birkaç saksıya çelme atmayı da ihmal etmedi giderken. Ne zaman uslanacak acaba bu delişmen kedi? Şöyle kuvvetli bir esinti ile aklını başına getirmek geliyor içimden. Zira bu kibar kadınların lütfedip bir şey söyleyecekleri yok.   

Nevhan Hanım da tıpkı kedisi gibi masaya adeta sekerek gidiyor. Çipil çipil bakan gözleriyle “Ne kadar da zahmet etmişsin diyor,” benim için değer edasıyla. Kedi figürlü saksı çiçeğini Sarmal'ın bir özrü olarak kabul etmesini istiyor Defne Hanım'dan. Tek hediyesi bu değil. Gelirken getirdiği cevizli keki, masada gördüğü kreple takas etmenin huşusu içerisinde oturuyor sandalyesine. Hazırlıkları büyük bir iştahla süzdüğü sırada başını yukarı kaldırıp bize doğru bakıyor. Dalımı silkeleyerek üzerine düşürdüğüm tırtılın nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Sahibesine düzenlenen komployu sezen Sarmal hemen harekete geçiyor. Genzinin derinliklerden çıkardığı tıslama sesiyle antenleri açıp, efeleniyor hemen. Hanımlar zor sakinleştiriyor küçük beyi.

Çayını höpürde höpürdete içerken daha fazla dayanamayıp soruyor Nevhan:

-             Nişan ne zaman kısmetse? Nerede yapmayı planladınız? Davetli listen hazır mı? Ne giyeceksin, Neler ikram edeceksin? Hangi müzikleri seçeceksin? Saçını topuz mu yapacaksın? Düğün tarihi belli mi, Kaç çocuk yapacaksınız...

Soruları sorarken cevaplarını dinleyecek vakti yok gibi yalnız. Doldurduğu tabağı tüketmekle meşgul. Ne Defne Hanım, ne Sarmal, ne de gökten zembille inen tırtıl durdurabiliyor Nevhan Hanım’ı. Kan şekeri normale dönünce onun da normalleşeceğini düşünüyoruz ağaç arkadaşlarımla. Ve birbirimize soruyoruz “Defne Hanım, bu kadının en çok hangi özelliğini seviyor acaba diye?” İştahı? Gevezeliği? Şen kahkahaları, Hayatı çok fazla ciddiye almayışı? Anda doya doya kalışı. Sadece mecazi doymak değil, gerçekten doya doya kalışı!

O sırada cep telefonu çalıyor Nevhan’ın. Sarmal buna da dikleniyor. Çünkü Nevhan Hanım’ın dikkatini onun üzerinden en çok uzaklaştırdığı anlar, telefonla uzun uzun konuştuğu dakikalar. Ama o da nesi “Şimdi sırası değil” deyip açmıyor telefonu. Kim aradı diye bakmıyor bile. ‘Yemekle arasına kimse giremez’e yoruyoruz biz bu hali. “Ah Nevhan Hanım ah! Biraz frene bassan, biraz zayıflamayı düşünsen keşke. Biz ağaçlara da bir faydan dokunurdu. Çünkü sen kilo kaybettiğinde özellikle yağ yaktığında bunu su ve karbondioksit olarak dışarı salı vereceksin. Biz de fotosentez sırasında verdiğin karbondioksiti kullanarak büyümeye ve gelişmeye çalışacağız. Hayat müşterek malum. Ama nerdeeee?”

(Resim: Ali Express)

Devam edecek...

 

 


DEVAMI »

12 Eylül 2020 Cumartesi

BENİM GÜZEL MANOLYAM (2)


AĞAÇLARIN DİLİ

Yarın günlerden cumartesi. Defne Hanım’ın hafta sonları yalnız kahvaltı ettiği pek görülmemiştir. Ya arkadaşlarına gider ya da onlardan birini/birkaçını misafir eder. Cuma akşamından alır telefonu eline, başlar isimleri tuşlamaya. Arama sıralaması hiç değişmez. Birinci önceliği Açelya’dır. O müsait değilse Nergis’i, o da müsait değilse Yasemin’i arar. Gonca yedek kulübesindedir. Yedeğin yedeği ise komşusu Nevhan Hanım.

İşte yine o anlardan birindeyiz. Kulaklarımı örten yaprakları, rüzgârdan aldığım güçle geriye doğru ittirerek duydum konuşmaları; “yarınki kahvaltı konuğumuz Nevhan Hanım’mış.” Asil üyeler meşgul demek ki! Nevhan Hanım’ın bizim familyaya ait olmadığı ‘adından’ da belli zaten, bir de ortalık karıştıran haylaz kedisinden. Kim bilir yarın ne afacanlıklar yapacak Sarmal Efendi. Dalımıza, budağımıza basa basa tepemize çıkacak, saksıları devirecek, Defne Hanım’ın köpeğine tıslayacak, “mırıl mırıl beni de sevin, benimle de konuşun” diye cilveler yapacak. Hep rol çalıyor zaten. O araya girmese bu güzel kadınlar, bizden; bizlerin doğaya sunduğu eşsiz güzelliklerden daha çok söz edecekler. “Kurda, kuşa yuva olduğumuzu, tüm canlılara meyve, yemiş ikram ettiğimizi anlatacaklar birbirlerine. Çiçeklerimizden, tohumlarımızdan, yapraklarımızdan bahsedecekler. “Yapraklar bile çeşit çeşit; tıpkı biz insanlar gibi; kimisi yayvan, kimisi oval; kimi tüylü kimi tüysüz diyecekler; kimi uzun, kimi kısa; kimi sağlam, kimi hasta…diyecekler. Kimi suya, kime ışığa daha meyilli diyecekler.” Sabit ve sessiz duruşumuzla çoklarını yanıltsak da aslında bizlerin de bir iç dengesi, bir kimyası, bir hafızası bulunduğunu hatta insanlar gibi kuvvetli sosyal ağlara sahip olduğumuzu, acıyı hissedebildiğimizi konuşacaklar kendi aralarında.  

Kızlar bir araya geldiğinde bahçemizde cereyan eden sohbet konularından biri de “Doruk.” Son günlerde sıkça bahsi geçiyor. Ben ilk başlarda dağların yüksek kesimlerinde, zirvelerinde yetişen, adını da bundan dolayı alan ladin ağacından bahsettiklerini sanmıştım. Meğer bu doruk bizim akrabamız doruk değil de Defne Hanım’ın Karadenizli sözlüsü Doruk Bey’miş. Özellikle Karadeniz Bölgesinde yerel halk doğu ladinine ‘doruk’ der. Doruk ağaçları; sarp yamaçlarda bile budanmadan ve dışarıdan yardım almadan uzayabilen, düzgün gövdeli, güçlü, kıymetli dostlarımızdandır. Umarım Defne Hanım’ın sözlüsü de bu isme layık, güçlü bir yapıya sahiptir. Meraklı hışırtılarımızı kahvaltı masasında gezdirirken Doruk Bey’le ilgili daha fazla malumat almaya çaktırmadan devam edeceğiz.

Gün ağardı çoktan. “Günaydın uzun boylu ağaç arkadaşlarım, günaydın camgüzeli, sultan küpesi, günaydın koca çınarım. Ev sahibemiz ancak uyandı. Tıkırtılarını duyar gibiyim. Hazırlık yaparken bunalmasın; ne dersiniz tatlı bir esintiyle karşılayalım mı onu?" 

Bu nidamı duymuşcasına Defne Hanım da bahçeye çıktı gerinerek. Pembe yanakları ılık bir meltemle öpüldükten sonra hepimize “günaydın” dedi ve hızlıca işe koyuldu. Önce sedir ağacının gölgesindeki ahşap masaya kırmızı pötikareli örtüyü serdi. Çiçek desenli beyaz tabakları, çiçek desenli servis peçeteleri ile birlikte örtünün üzerine yerleştirdi. Gemlik'ten özel olarak getirttiği yeşil, siyah zeytinleri yağlayıp, baharatladı. Portakal reçelini, köy tereyağını ve petekli balı, üçlü porselen kaba koyup hepsini bir tepsi yardımıyla masaya götürdü. Peynir çeşitlerini ayrı bir tabakta tanzim edip etrafını yeşilliklerle süsledi. Sevdiğini bildiği için Nevhan Hanım’a krep de yaptı. O sırada demlenen bergamot kokulu çayın rayihası buram buram etrafa yayılıyordu. Kulpu kırıldığı için saksıya dönüştürdüğü ve içerisinde mor menekşeler büyüttüğü en sevdiği kupayı masanın tam orta yerine koydu. Bu son dokunuşla masası  hazırdı artık. 

Evet, uzun uzun anlattım. Sanki biraz da özendim. Her ne kadar bu hazırlıkların hiçbirisi bizim için değilse de, az sonra başlayacak tatlı sohbete iştirak edemesek de bunca hazırlığın, bunca hoş duygunun yarattığı atmosferde var olmaktan; Defne Hanım'ın yanında, yamacında ona yarenlik etmekten, onun dünyasını güzelleştirmekten son derece hoşnutuz biz. 

Devam edecek...


DEVAMI »

23 Ağustos 2020 Pazar

BENİM GÜZEL MANOLYAM

 

BEN MANOLYA

Merhaba,

Ben Manolya,

Komşularım Erik, Kiraz, Akasya ve başka pek çok ağaçla birlikte sahibemiz Defne Hanım’ın bahçesinde yaşarız. Çiçeğimizle, yaprağımızla, kokumuzla, dokumuzla gayret eder, evin bahçesini güzelleştirmeye çalışırız. İsminden midir bilinmez kendimizi Defne Hanım’a çok yakın hissederiz. O bir insan biz ise uzun ömürlü bitkileriz. Ama hepimiz bir aradayken kendimizi aynı familyadan gibi hissederiz.

Biz mutluysak Defne Hanım da mutludur. Biz çiçeklendiğimizde o da çiçeklenir. Hatta çiçek açtığımızda onun da çiçekli elbiselerinden birini giyip şölenimize katıldığı dikkatlerimizden kaçmaz. Sevgi dolu bakışlarını, ılık nefesini yapraklarımızın üzerinde tek tek gezdirdiğinde ona olan sevgimizi ifade edebilmek için hepimiz dile gelmek isteriz. Orta şekerli Türk Kahvesini acaba hangimizin gölgesinde içecek diye birbirimizle iddiaya gireriz. Ama o yüce adalet duygusuyla hiçbirimizi kıskandırmaz, hiçbirimizi atlamaz. Katlanır kırmızı koltuğuyla her gün birimize konuk olur.

Kocaman bahçemizde mevsimine göre bizlere eşlik eden peyzaj bitkileri de vardır. Bir de renk renk saksı çiçekleri. Defne Hanım bizi sulamaktan, sevip okşamaktan bizimle konuşmaktan büyük haz duyar. Birimizin morali bozulsa, boynu biraz eğilse hemen fark eder. Vitamin destekleriyle, narin elleriyle çarçabuk toparlanmamızı sağlar. Kolay kolay kızıp öfkelenmez. Sesini yükselttiğini sadece Zeki Müren’in “Benim Güzel Manolyam” şarkısını söylerken duymuşuzdur. Bu şarkıyı ne zaman dinlesem bana ithafen söylendiğini düşünür kendimi, bahçedeki tüm habitattan daha ayrıcalıklı hissederim. Kendisini sık sık ziyarete gelen komşusu Nevhan Hanım’ın yaramaz kedisi, ismi ile müsemma Sarmal'a bile kızamaz o. Sardunya saksılarını büyük bir zevkle yere devirdiğinde Nevhan Hanım’ın şen kahkahaları bizim dört ayaklı delişmeni cesaretlendirdikce cesaretlendirir. 

 

Aylık bakımlarımızı yapmaya gelen Çınar abiyi de pek severiz. İç dünyasındaki huzuru bütün cömertliği ile bizlere yansıtır. Dallarımızı budarken, bize daha önce giymediğimiz geometrik kıyafetler tasarlar. Çok yaratıcıdır. Sonbaharda dökülen yapraklarımızı Defne Hanım’ın ofisine taşıyıp, zemini süsleme fikri de ona aittir. Hazan mevsimini bir başka seven Defne Hanım, böylece ofisinde büyülü dakikalar geçirmeye devam eder. Biz de ayrı düştüğümüz saatlerde birkaç kuru yaprağımızla da olsa ona eşlik eder bundan büyük mutluluk duyarız.  

Bu öykü devam etsin mi ne dersiniz?


DEVAMI »

7 Ağustos 2020 Cuma

SOLMAYAN ÜMİT KİTABININ GELİRİ İLE İLK BAĞIŞIMIZI GERÇEKLEŞTİRDİK!


SOLMAYAN ÜMİT KİTABI BAĞIŞ GELİRİ

Bugün sosyal medya hesaplarımdan duyurduğum bilgilendirme mesajını sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü blog ailemden de başlattığımız kitap/bağış kampanyasını destekleyen çok oldu. Hepimizin içi rahat olsun istedim.

Resimdeki içerik belki iyi okunmaz düşüncesi ile pembe çerçeveye aldıklarımı  aşağıda da paylaştım.

Buradan bir kez daha desteklerini esirgemeyen kıymetli blog aileme çok çok teşekkür ederim ... 

En derin sevgi ve selamlarımla…

“29 Mayıs’tan itibaren siz kıymetli okuyucularla buluşan Solmayan Ümit kitabının geliri, göstermiş olduğunuz teveccüh sayesinde toplamda 3515 TL’ye ulaşmıştır. Kitabın basım masrafları Yıldız ailesine ait olup toplanan miktardan düşülmeyecektir. Stoklar tükeninceye kadar elde edilen gelirin yatırıldığını ibraz eden kuruma ait bağış/teşekkür belgeleri sosyal medya hesaplarımdan duyurulmaya devam edecektir.  

Bugüne kadar kitabı alıp okuyan, tavsiye eden, sosyal medya hesaplarında paylaşarak tanıtımına katkı sağlayan, grup satışlarını organize eden, güzel yorumlarıyla beni cesaretlendirip destekleyen bütün okuyucularıma, Ateş Yayınevine çok teşekkür eder, sonsuz saygı, sevgi ve selamlarımı sunarım.” 


DEVAMI »