26 Mart 2019 Salı

SEVDİĞİM SÖZLER (3)

Merhabalar,

Bugün Sevdiğim Sözler (3) serisiyle karşınızdayım. İyi okumalar o zamannnnnn :))

















DEVAMI »

18 Mart 2019 Pazartesi

2080 YILINA/ÇOCUĞUMA MEKTUP (2)

Merhabalaaarrr,

Sevgili Erhan Çakırlar(İş Fikirleri Blogu) çok güzel bir etkinlik başlatmıştı hatırlarsanız, “2080 Yılına Mektup” başlığı altında. Ben de bir parça kendi formatıma dönüştürerek bu etkinliğe katılacağımı, mektubumu oğluma ithafen yazacağımı ilan etmiştim. Böyle bir şey üfürürken ne yazacağıma dair zerre bir şey kafamda belirmemişken üstelik. Ama söz konusu evlatsa insan yazacak pek çok şey bulabilir öyle değil mi?

2080 yılında 68 yaşında olacak kuzucuğum. Öncelikle, kendi adına böyle güzel bir şeye vesile olduğu için eminim ki Erhan dedesini şükranla anacaktır. Bana gelince, “en sevdiğine bir mektup yazacaksın ve bu mektup birçok insan tarafından okunacak” deselerdi herhâlde çok garibime giderdi. Aile ortamının genişletilmiş hali olan blogda her şey mümkün olabiliyor demek ki.  Neyse sözü daha fazla uzatmadan yazdığım mektubu sizlerle paylaşayım isterseniz.

Canım yavrum,
Benim yakışıklı ihtiyarım, biricik tatlı meleğim, gıdılarından öpmeye doyamadığım. Acaba o gıdıların 2080 yılında birbiri üzerine katlanmaya başladı mı? Küçükken de var olan o tatlı göbüşün hala yerinde duruyor mu? O sevgi dolu, mülaim gözbebeklerin aynı şefkatle bakıyor mu? O okşamaya, koklamaya doyamadığım yumuşacık, düz saçların muhteşem karizmana eşlik etmeye devam ediyor mu?

Bütün bunları görme şansım ne yazık ki olmayacak. Keşke olabilseydi. Ama ben sana ruhen çok yakın olmaya devam edeceğim, inşallah. En azından öyle olmasını diliyor ve öyle ümid ediyorum. Büyüyüşüne, gelişimine, başarılarına birçok kez tanıklık ettiğim gibi hayatta olmasam da kat ettiğin merhaleleri bir yerlerden izleyebilmeyi hayal ediyorum.

İçerisinde bulunduğun 2080’li yıllarda biz dijital göçebeler, siz dijital yerlilerin gelebileceği noktaları az, biraz kestirebiliyorduk. Ama eminim ki öngöremediğimiz pek çok farklı gelişmenin en yakın tanıklarından ya da en yakın takipçilerinden/uygulayıcılarından birisi olacaksın. Hangi mesleğe atılacağını şu an çok kestiremiyorum. Dört beş yaşlarında trafik polisi, pilotluk, şoförlük, doktorluk gibi her gün farklı bir mesleğe atılma hayalin vardı. Hızla gelişen teknolojiyle birlikte evrileceğin yönü Allah ömür verirse yaklaşık on bir sene sonra görebileceğimi zannediyorum. Anladığım şu ki neyi seçersen seç robotik kodlama, yapay zekâ teknolojilerinden direkt ya da dolaylı olarak faydalanmak durumunda olacaksın. Şimdilerde çok dillendirilmese de bilişimle ilgili etik yetkilisi, uzay turizm rehberi, veri dedektifi, robotik veya holografik avatar tasarımcısı, zihin transferi uzmanı, yapay zeka destekli sağlık teknisyeni, robot teknisyeni, yapay zeka pazarlamacılığı, siber teknoloji mühendisliği, nano tıp doktorluğu, internet mühendisliği, soru bankası tasarımcılığı, duygu tasarımcılığı (duygular da uzaklara iletilebilecek. Bu sayede reklam spotlarının tasarımcılığı en popüler, yaratıcılık gerektiren alanlardan olacak)  gibi pek çok farklı meslek guruplarından birine de yönelmiş olabilirsin.

Eğer home-office çalışmıyorsan muhtemelen işten eve gelinceye kadar sana gerekli konforu hazırlamış olan akıllı bir evde oturuyor, elektrik ya da su ile çalışan otomobillere hatta uçan arabalara biniyor olabilirsin. Jetgiller'deki gibi uçuşunu tamamladıktan sonra otomobilini katlayıp, James Bond çanta misali eline alıp park sorunuyla uğraşmak zorunda kalmayabilirsin. Hatta ışınlanıyor bile olabilirsin. Belki de evde yemek pişirmeyi zul addedip Amerikan dizilerinde olduğu gibi kese kağıdına sıkıştırılmış hazır gıdalar ve konserve kutularla öğünlerini hızlı, hızlı, annenin kemiklerini sızlata sızlata geçiştirebilirsin. Belki sen ya da senin evlatların belki de torunların tok tutan multi-vitamin haplarla besleniyor olabilir. Temizlik için "x" teyzeyi çağırmak yerine seninle sohbet eden, espri yapan, "oraya basma daha yeni sildim" diyen akıllı robotlar kullanabilirsin.                       

Ayrıca gelişen nanoteknoloji sayesinde kirlenmeyen, ter kokmayan, kırışmayan kıyafetler giyiniyor olabilir, dolaysıyla da evinde çamaşır yıkama/kurutma makinasına, ütüye yer açmak, o işlere zaman ayırmak zorunda kalmayabilirsin. Telefon görüşmelerini serçe parmağının ve başparmağının uçlarına takılan çiplerle yapıyor olabilir, pekala uzay turuna çıkabilirsin. Kelliğin, saç boyalarının, obezitenin, cilt kırışıklarının tamamen sona erdiği kaliteli bir yaş alma sürecinin nimetlerinden faydalanabilirsin. Kök hücre nakillerinin sıradan bir apandisit ameliyatı kadar normalleştiği bir sürece tanıklık edebilirsin. Kripto para ile alış veriş edebilirsin. Sinemayı üç boyutlu izlemeyi çok sıradan bulabilirsin.

Bu kadar komplike, bu kadar sanal, bu kadar suni, bu kadar teknolojik bir ortamda bulunuyor olmandan bir anne olarak bir parça tedirgin değilim desem yalan olur. Ama her nesil artısıyla, eksisiyle kendi kaderinin, kendi zamanının, kendi çağının getirdiklerini yaşamak ve onlarla hemhal olmak durumunda. Bir başka deyişle zamanın ruhuna ayak uydurmak zorunda.

Benim tek dileğim ne olursan ol, nerede yaşarsan yaşa, hangi mesleği seçersen seç öncelikle mutlu olmandan yana. Vatana, millete hayırlı, üretken, çalışkan, dürüst, namuslu, vicdanlı, merhametli insan olmayı başarmandan yana. Mesleğe bir şekilde atılacaksın. Teknik donanımları zaten kazanacaksın. Unutma ki, bütün bu meziyetleri; maneviyatınla, insan olmanın gerektirdiği diğer vasıflarla da layıkıyla zenginleştirebildiğinde  tamamlanacaksın. Anne, baba olarak biz de sana bu yolda gereken katkıyı sağlamaya var gücümüzle devam edeceğiz.

Seni her gece uyuturken söylediğim gibi ve son nefesime kadar da söyleyeceğim gibi “gülen yüzün hiç solmasın, ayağına taş, gözüne yaş değmesin benim biricik, tatlı meleğim. Seni çok seviyorum”. Yarım yarım konuştuğun, minicik, masum halinle “ben de seni çoç ama çoç seviyorum” dediğini duyar gibiyim bir yerlerden.....




DEVAMI »

13 Mart 2019 Çarşamba

2080 YILINA/ÇOCUĞUMA MEKTUP

Merhabalar,

Uzun zamandır sizleri ve blogumu ihmal ettim farkındayım. Bazen ufak kopuşlarım olabiliyor ama hoşgörünüze sığınarak bir şekilde kaldığım yerden devam etmeye çalışıyorum. Arada uğrayıp beni aşka getiren sevgili Deep’e de çok teşekkür ediyorum, iyi ki var. Ayrıca, Kelebek Etkisi, Esra Takım, Yeşimle Her Telden gibi bazı zarif arkadaşlarımın da iade-i ziyaret çabalarını çok takdir ediyorum. Zira yeni bir içerikle karşılaşamadıkları için eski tarihli yazılarıma bir başka deyişle çocukluğuma inme zahmetine katlanıyorlar. E, hal böyleyken dizimi kırıp bir yazı kaleme almamın vaktinin geldiğini ve hatta geçtiğini anlamış bulunuyorum. Ne mi yazacağım 2080 yılına mektup. Düzenli yazı giremeyen birine de ancak bu yakışır öyle değil mi?

Bu konu başlığını ele alan birçok blog arkadaşımın da değindiği gibi o tarihlerde hızla gelişen teknoloji sayesinde hayal bile edemeyeceğimiz noktalara geleceğiz. Ve sanırım o günlerde uzay teknolojisi, yapay zekâ vb. konuların çok daha üst versiyonları gündemde olacak. Büyük ihtimalle zamanın ruhuna ayak uydurarak bu gelişmelere gönüllü/gönülsüz intibak edeceğiz ya da eski zamanlardaki sadeliği arayıp o günleri özlemle yad edeceğiz. Erhan kardeşimin başlattığı bu yazı dizisinin içeriğini bir önceki konu önerisinde de yaptığım gibi biraz kendime göre yazmak istedim ben. İlkinde (Zihnimde Hala Yazılmamış/Söylenmemiş Cümleler Var) farkına varmadan yaptığım değişikliği bu sefer taammüden yapmış olacağım. Peki bu içeriği nasıl mı değiştireceğim?


2080 yılına mektubu altı buçuk yaşındaki küçük kuzuma ithafen yazacağım. O tarihte tatlı meleğim inşallah 68 yaşında olacak ki bu yaş, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından güncellenen yeni skalaya göre orta yaş sınıfına karşılık geliyor. (Bu konuda detaylı bir paylaşım yapmıştım öncelerden. Yaş falına bakmak isteyenler için tık tık). Saçını dökmez, göbeklenmez, biraz da anacığına çekerse, pek ala çok daha genç gösterebilir. Ben mi? 2080 yılında ölmez yaşarsam kaç yaşında olacağımı hesap edip buraya yazmamı beklemiyorsunuz heralde. Bu konuda ketum davranıp, gizemli kalmayı tercih edeceğim.

Bu arada gevezelik yaparken sadede bile gelemediğimi fark ettim. Uzun zaman yazmayınca böyle oluyor demek ki. Bir de konuya girersem yazım, Seda Sayan’ın eski sabah programındaki faksları gibi çarşaf çarşaf uzayıp gidecek ve yazıyı okuyup okumamaya uzunluğuna göre karar verecek olan bir kısım okuyucuyu peşinen kaybedeceğim.


Veda ederken şimdi aklıma geldi de Erhan kardeşimizin hoşgörüsüne sığınarak bu yazıyı “2080 yılındaki çocuklarımıza mektup” olarak hep birlikte genişletmeye ne dersiniz acaba? Benimle birlikte, evlatlarımız için dijital bir ayak izi bırakmaya var mısınız? Beni bu konuda destekler misiniz? çok sevgili anneler, babalar ve anne baba olmak isteyenler.

Bir sonraki yazımda, evladıma yazdığım mektupla buluşuncaya dek şimdilik hoşça kalınız efendim. En derin sevgi ve selamlarımla J


DEVAMI »