13 Nisan 2019 Cumartesi

BAHAR MİMİ

Sevgili İstiridye Avcısı bahar temalı, güzel bir mim başlatmış ve beni de bu etkinliğe davet etmiş. Kendisine çok teşekkür ederek hazırlamış olduğu soruları cevaplıyorum;  

1) Bahar bir insan olsaydı onunla aranız nasıl olurdu?

Kesinlikle çok iyi olurdu. Baharı kim sevmez? Her ne kadar bünyede yorgunluk yapsa da havada uçuşan polenlerle birlikte gözlerimiz kızarıp kaşınsa da, yazı fit karşılamak için diyete girme dönemini hatırlatsa da eminim ki baharın gelişine hiç kimsenin itirazı olmaz. Nasıl ki sevdiğimiz insanları kusurlarına rağmen seviyorsak baharı da minik kusurları ile birlikte seve seve karşılayıp, üzülerek uğurlayacağız. 

2)Şu ana kadar yaşadığınız hayatın "bahar" kısmı hangi döneminiz? O dönemde neler yaşadınız?

Ben öyle kategoriler yapamıyorum geçmişle ilgili nedense. Şu dönem hayatımın baharıydı, lale devriydi falan diyemiyorum. Anda kalmaya ve o anın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Hayatımın bahar dönemi; her zaman içinde bulunduğum an olmuştur, tıpkı şimdi olduğu gibi.

3)Bahar bir arkadaşınız olsaydı onun okumaya ihtiyacı olan kitabın ne olduğunu düşünürdünüz?

Ziya Osman Saba’nın “Geçen Zaman Nefes Almak” isimli şiir kitabını okumasını isterdim. Madem ki bahar yaşama sevincini en çok hissettiğimiz mevsimdir, madem ki her şey canlanır baharda yeniden, madem ki tazelenir hatıralar ve geleceğe dair umutlar, o zaman bütün bu duyguları şiirin en yalın haliyle, ama en derinden hissettirerek verebilen bir şair olan Ziya Osman Saba şiirleri, bahara en yakışandır;
GEÇEN ZAMAN
Hiç olmazsa unutmamak isterdim.
Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar...
Yalnız bırakmayın beni hatıralar.
Az yanımda kal çocukluğum,
Temiz yürekli uysal çocukluğum...
Ah, ümit dolu gençliğim,
İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgim...
-Doğduğum ev. Rahatlayacak içim duysam
Bir tek kapının sesini.
Arıyorum aklımda bir ninni bestesini...
Böyle uzaklaşmayın benden, yaşadığım günler.
Güneş, getir bir bayram sabahını.
Açılın açılın tekrar
Çocuk dizlerimdeki yaralar,
Hepiniz benimsiniz:
Mektebim, sınıflarım, oturduğum sıralar...
Yalnız hatırlamak hatırlamak istiyorum
Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün,
Rengine doymadığım o sema,
Ahengine kanmadığım ırmak.
Bırakıp her şeyi nereye gidiyorum?
Neler geçmişti aklımdan,
Nedendi ağladığım, nedendi güldüğüm?
Ah nasıldı yaşamak?

NEFES ALMAK

Nefes almak, içten içe, derin derin,
Taze, ılık, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık.
Ağaran güne penceren açık.
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...
Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
Ananın südünü emer gibi,
Kana kana, doya doya...

Nefes almak, kolunda bir sevgili,
Kırlarda, bütün bir pazar tatili.
Bahar, yaz, kış.

Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslere karışmış.

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
Yanında karına uzatıp bir kolu,
Nefes almak.
O dolup boşalan göğse...
Uyumak, sevmek nefes nefese,
Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes.

4) Size baharı anımsatan insanlar var mı çevrenizde? Varsa kimler?
Öncelikle mis kokulu evladım, çekirdek ailem ve ardından geniş ailem. Komşularım, dostlarım, arkadaşlarım, yanlarındayken kendimi iyi hissettiklerim her daim benim baharlarım.

5)Bahar temalı bir yağlı boya tablo yapmak isteseniz, resmin içinde olmazsa olmazınız ne olurdu?

El ele tutuşmuş, gülüp oynayan, uçurtma uçuran çocuklar tablomu tamamlayan en güzel şey olurdu sanırım.

6)Bahar yorgunluğu ile mücadele eder misiniz? Yoksa kendini baharın kollarına yorgunca bırakmayı tercih edenlerden misiniz?

Bahar yorgunluğu ile mücadelem kanepeye yatıp uzanmaktan ibaret. Güzel bir bitki çayı demleyip getirene de hiç itirazım olmaz. Madem ki Allah'a saldın der, içerim J

7)Baharda gitmek istediğiniz coğrafyayı da sorup mimi sonlandıralım ;)

Baharda olamasa da bu yaz inşallah Fethiye Ölüdeniz taraflarına gitmek gibi bir planımız var. 

Bu güzel mimi herkesin yapmasını isterim. Bahar yorgunluğuna iyi geliyor. Benden söylemesi....

 Hepinize en derin sevgi ve selamlarımla 

Yıldız
DEVAMI »

4 Nisan 2019 Perşembe

BLOG TAKİP ETKİNLİĞİ 2019

Merhabalar,

Severek takip ettiğim blog arkadaşlarım “Blog Takip Etkinliği 2019” adı altında güzel bir etkinlik başlatmışlar. Ben de bu etkinlikte yer almak ve yeni bloger arkadaşlarla tanışmak istedim. Eğer siz de daha büyük bir ailem olsun diyorsanız işte yapılması gerekenler;


1. Kendi blogunuzda “Blog Takip Etkinliği 2019” yazınızı hazırlayın.
2. Aşağıdaki blogları takibe alın.
3. Önce onların blog linklerini sonra listenin altına kendi blog linkinizi ekleyin.
 4. Takibe aldığınız bloglara bu etkinliğe katıldığınıza dair yorum yapın.
5. WordPress bloglarda GFC butonu olmadığından email ile abone ol bölümünden abone olun.

Arkadaşlarıma çok teşekkür ediyor ve hepimize kolay gelsin diyorum.
Yıldız (Bir Yıldızın Hikayesi)




DEVAMI »

3 Nisan 2019 Çarşamba

DİLDEN GÖNÜLE

Biz insanlar sosyal varlıklarız. Doğduğumuz andan öldüğümüz ana kadar, hayatımıza giren herkesle gerek güdülerimiz gerekse de ihtiyaçlarımız gereği iletişim kurarız. Bu iletişim evde aile ortamında başlar okul, iş hayatında perçinlenir ve sosyal yaşama katıldıkça giderek genişleyen karmaşık bir ilişkiler ağına dönüşür. Eğer bilinçli bir tercihle inzivaya çekilmiş bir derviş ya da keşiş değilsek bu iletişim ağının iplerine sıkıca sarılmamız ve ilişkilerimizi mümkün mertebe dengede tutmamız beklenir. Dengeyi sağlamada hünerli değilsek asosyal, uzlaşılması zor, yabanıl, bencil,  kibirli, gibi yaftalara maruz kalma ihtimalimiz de kuvvetle muhtemeldir.

İddia edildiği üzere 'dili kullanmak bir sanat'sa eğer herkesten sanatkâr olmasını beklemek iyimser bir yaklaşım olabilir. Kaldı ki gündelik yaşamlarımıza dönüp baktığımızda sanatsal düzeyde sözlü iletişim becerisi geliştirip bunu kusursuzca devam ettiren insan sayısı bir hayli azdır.  Asgari müşterekte buluştuğumuz duygusuz cümlelere, sıradan repliklere mahkûm etmişizdir dialoglarımızı çoğu zaman. Öte yandan asgari müşterekte dahi uzlaşamayan, sağlıklı iletişim kurmada yetersiz ya da yeteneksiz olduğunu düşünen, dışlanmış hisseden, bir çevreye ya da bir topluma entegre olamayanlarımız da vardır. Bu gruba dahi olanlarımızın, genellikle, içindeyken güvende hissettikleri cam fanuslara kendilerini kapattıklarını, o gizli mabede, sınırlı sayıda misafir kabul ettiklerini görürüz. Benzer şekilde aile olmayı, çoğalmayı reddeden, sorumluluk alanının genişleyeceğinden korkan, kalabalıklaşmanın getireceği çok sesli senfoniye katlanamayacağını düşünenler de vardır. Ve bütün bunların boşluğunu kitaplarla, evcil hayvanlarla doldurup, bitki yetiştiriciliği vb ile kendilerini rehabilite edenler. Bu bir tercihse ve alternatifsizlikse eğer saygı duyulmayı elbette hak eder. Ama bir kaçışsa kâr zarar dengesine bakmak gerekir. Hayatın her getirisinin bir götürüsü, her nimetin bir külfeti vardır. Küçük zahmetler için büyük mutlulukları feda etmek doğru olmaz. Bazen ters yönde kürek sallamak yerine akışa teslim olmanın ruhumuza dahi iyi gelebileceğini de unutmamak gerekir. Ayrıca güzellikleri istemek, bunun için çabalamak, niyetimize ulaştıktan sonra da elde ettiklerimizi sıradanlaştırmamak gerekir. Bu kazanımlarımızın verdiği enerji ve hazla kendimizi tekrar tekrar yenileyebiliyor, karşılaştığımız olumsuzlukları; kurduğumuz sağlam ilişkilerden aldığımız destekle savuşturabiliyorsak eğer her şeye rağmen kârda ve doğru yoldayız demektir. Zaten bu halin olumlu tezahürlerinin vücut dilimize ve ifade biçimimize kısacası iletişim şeklimize yansımaması neredeyse imkansızdır. Çok özel bir çaba sarf etmeden üstelik.

Sözcüklerle kendini gönlünce var edemeyen, "her şey yolundaymış" rolü yapmaktan yorulup yalnızlığı seçen, bireyselliği seven ve/veya bundan beslenen  başka pek çok insan da var kuşkusuz. Ancak en olumsuz, en uyumsuz, en izole insan bile fark edilmeyi, değer görmeyi, takdir edilmeyi bekler ve ister. Bunu başarmak için ise değişik ifade biçimlerine başvurur. Bu anlamda, sanatın işlevselliğini keşfetmesi uzun sürmez. Resim, heykel, edebiyat, mimari, fotoğrafçılık gibi  özüne yakın bulduğu sanatsal aktivitelerden birine yönelerek bu kulvarda kendine yeni bir yol açar.  Kendini rehabilte edip, ruhunu özgür bırakmanın lezzetine erer. Bütün bunlar da bir tür deşarj ve iletişim yoludur.
İletişim dilini geliştirmenin ve iletişim becerilerini zinde tutmanın pek çok farklı tetikleyicisi vardır şüphesiz. Maskesiz, riyasız, imasız etkileşim biçiminin işleri kolaylaştıracağını unutmamak gerekir. Üzerinde düşünülmesi gereken en önemli noktalardan biri de birinin bizi tamamlamasını beklemek yerine biriyle kendi bütünlüğümüzü paylaşmak, ilişkinin temellerini beklentisizlik esasına dayandırmak olmalıdır. Ancak bunu yapmak çok da kolay değildir. Hayatta karşılıksız ve koşulsuz seven tek canlı türü  annedir. O bile yaşlandığında evladından ona bakmasını bekler. Kuzuyu eti için besleyen, çileği reçeli, ağacı meyvesi için yetiştiren beklentili bakış açılarımızdan sıyrılıp her şeyi yanlışıyla, doğrusuyla sadece o olduğu için sevmenin yollarını keşfettiğimizde iletişim becerimizin de kendiliğinden gelişeceğini rahatlıkla görebiliriz. "Seni anlamaya çalışıyorum" diyerek, takdir ederek, teşekkür ederek, kelimelerimizdeki ve yüzümüzdeki ifadeleri yumuşatıp, esneterek, bazen gecikmiş ilk hamlenin gönüllü temsilcisi olup özür dileyerek; kalın duvarların yıkıldığına, hiç açılmaz dediğimiz kapıların bir anda, ardına dek açıldığına şahitlik edebiliriz. İşte o an, iletişimin usta  sanatkarlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerlediğimiz andır. Ve o an bütün evrene çepeçevre yaydığımız pozitif enerji ile birlikte ve bütün iyimser etkileşimlerimizle, hem yaşayıp hem de yaşatacağımız mucizelere doğru yol almaya başladığımız andır. Mevlana'nın da ifade ettiği üzere "Gönülden dile yol olduğu gibi, dilden de gönüle yol vardır...."

MUCİZEVİ ANLARINIZIN BOL OLDUĞU UZUN BİR YOLUNUZ OLSUN İNŞALLAH....

Yıldız






DEVAMI »