4 Ekim 2020 Pazar

BENİM GÜZEL MANOLYAM (4)

 

MANOLYA AĞACI

Defne Hanım'ın kahvaltı sofrasına adaşım olan en sevdiğim şarkı eşlik ediyor: “Benim Güzel Manolyam.” Koca bahçede bundan mustarip olan tek canlı Sarmal; ters ters hırlıyor yine; “bu müzik de nereden çıktı?” dercesine. Zira Nevhan Hanım'ın sözünün üstüne söz olmaz. Herkes saygı duruşunda onu ve onun şen kahkahalarını dinlemelidir.

Defne Hanım, Nevhan Hanım’ın art arda yönelttiği soruların hangisinin cevabı olacağını bilemeden başlıyor anlatmaya. Müstakbel nişanlısı hakkında,  tören hazırlıkları hakkında konuşmak onu da mutlu ediyor aslında.

Söylediğine göre nişan bahçede olacakmış. Organizasyon firması ile anlaşmaya varılmış bile.  O gün biz ağaçları, türlü türlü led ışıkları ile konfetilerle, balonlarla, rafyalarla süsleyeceklermiş. Dallarımıza renkli fenerler asılacakmış. En mutlu gününde süslenerek sahibemize eşlik etmek, onun nedimesi olmak hepimiz için ayrı bir gurur vesilesi olacak hiç kuşkusuz. 

Hararetle anlatmaya devam ediyor gelin hanım: Nişanlısı ile birlikte yürüyecekleri yola kırmızı halı serilecek, etrafı yanan şamdanlarla süslenecekmiş. Konuklara kanepeler, limonatalar, börekler, makaronlar ve yaş-kuru pastalar ikram edilecekmiş. Ayrıca onlara nişan hatırası olarak küçük hediyeler verilecekmiş. Defne Hanım bu hediyelerin ağaç fidanları olması konusunda çok ısrarcı. İnşallah dediği gibi olur. Doğanın bize ihtiyacı var çünkü. Ayrıca profesyonel bir kameraman her anı kayıt altına alacakmış. "Yapraklarımı, çiçeklerimi, dallarımı, kısacası bütün azalarımı tüm görkemimle çekmeyi unutmaz inşallah kameraman abi." 

Defne Hanım’ı dinlerken kahvaltı masasındaki ikramlarla yavaş yavaş vedalaşmaya başlıyor Nevhan Hanım. Ev sahibesinin zahmetinden ziyade beynine geç gelen tokluk sinyaline teşekkür edercesine arkasına doğru yaslanıyor. Yönelttiği soruların cevabını dinlemeye güçlükle konsantre olduğu sırada çiçeğe, böceğe göz ucuyla ancak bakmışken, biz ağaçlarla ancak temas kurmuşken muzır kedisi yine araya girip kucağına zıplıyor. Biz ise "sevilmeyi, şımartılmayı bu kadar seven başka bir canlı var mıdır acaba?” diyerek arkadaşlarımla melul melul birbirimize bakıyoruz.

Kahveler içilip fallar kapatılıyor. Nevhan Hanım fincandaki resimleri türlü türlü şekillere benzetip gaipten haberler üfürürken biz de arkadaşlarımla anlaşıp kuvvetli bir esinti üfürerek Nevhan Hanım’ı ve bilmiş kedisini kapıya doğru sürüklemek istiyoruz. Ancak o şalını omzuna alıp bize aldırış etmemeyi tercih ediyor. Bu sefer daha kuvvetli bir rüzgârla yapraklarımızı şıkırdatıp yüzüne, gözüne, kulağına doğru esiyoruz. O ise karşı hamle olarak kapüşonunu kafasına geçiriyor. Vücudundan gelen sinyallere kendini kapattığı gibi doğanın sinyallerine de kendisini kapatmış olmalı. O sırada Defne Hanım’ın telefonu çalıyor. Arayan esas oğlan; Doruk. Konuşması kesintiye uğrayınca oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi mahzunlaşıyor Nevhan Hanım. Bu konuşma uzun sürer düşüncesi ile yavaş yavaş toparlanmak istiyor. Kedisi de vücut diliyle bu kararı onaylıyor. “Sen rahat rahat konuş Defneciğim, biz müsaade isteyelim” dediğinde Sarmal kapının önüne varıyor bile. Defne Hanım telefonuyla meşgul olduğu için fazla ısrarcı olamıyor. Kapıdan uğurluyor aziz misafirlerini.   

"Bu kadın da bazı ağaç hemcinslerimiz gibi yalnızlık çekiyor olmalı" diye düşünüyoruz arkadaşlarımla. Eşinin kaybı, çocuklarının uzakta olması onu fazlaca konuşmaya ve çokca yemeye itmiş gibi geliyor bize. Aslına bakacak olursanız bizim derdimiz Nevhan Hanım'dan da ziyade kedisi Sarmal'la ilgili zaten. Ah o bilmiş, ah o aksi kedi ah ... Çiçekleri, saksıları, dalları yaprakları kendine oyuncak eden Sarmal kedisi... Sen yok musun sen...

Yeryüzündeki her canlı Defne Hanım’ın şefkatli kollarında yaşayan bizler, Nevhan Hanım'ın himayesinde yaşayan Sarmal kadar şanslı olmayabiliyor elbette. Mesela benim şehrin merkezinde büyüyen ağaç kardeşlerim genellikle tek başınadırlar, yalnızdırlar. Bu yüzden çok hızlı büyürler. Böyle birden boy atıp serpilince onların ‘sağlıklı’ olduğu düşünülür. Oysa bu bir sağlık göstergesi değildir. Yalnızlık göstergesidir.  Bakın ormanda bir ağaç, ömrünün ilk 200-300 yılında çok çok yavaş büyür. Diğer ağaçların gölgesindedir hep. Işığa erişimi yoktur. Kökleri ona yeterince besin taşımaz. Ama şehirdeki o yalnız ağacın büyümesini engelleyen pek bir şey bulunmaz; bütün ışık onundur; o da hemen o ışığı kullanıp boy atar. Nasıl fazla şeker bir çocuğa zarar verirse çocukluk dönemindeki fazla ışık da ağaca zarar verir. Diğer fonksiyonları gelişmeden erkenden büyümüş olur. Dengesizleşir. Şehirde parklarda ve sokaklarda ‘ne kadar büyük’ diyerek hayranlıkla bakılan bazı ağaçlar aslında anaokul çağındadır. Tabii başka dertleri de var onların. Örneğin ağaçların tıpkı insanlar gibi uyuması gerekir. Evet, geceleri uyur ağaçlar. Ama sokak lambalarının aydınlığında yaşamaya çalışıyorlarsa, uykusuzluk çektikleri için ömürleri daha da kısalır, erkenden ölürler. (Kaynak: Wohlleben, P. 2018: Ağaçların Gizli Yaşamı.) 

Devam edecek...


14 yorum:

  1. Şekerden ziyade hormon ve vitaminlerin bilinçsizce kullanılmasından dolayı bence bu vakitsizce büyümeler.
    Demek ağaçların dili olsa konuşsa, sokağa çıkmaya yüzümüz olmayacak...
    :(

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dilleri olsa halimiz harap gibi, evet😇🙃😊🌺🤚

      Sil
  2. Rahmetli sanat güneşi Zeki Müren'den dinlemiştim benim güzel Manolya'mı

    YanıtlayınSil
  3. Ağaçların uyuduğunu hiç bilmezdim bilgi dağarcığıma yeni bir bilgi eklenmiş oldu sayenizde. Çok teşekkürler.

    YanıtlayınSil
  4. Sokak lambaları ve ağaçların uykusuz kalması ömürlerinin kısalması çok ilginç

    YanıtlayınSil
  5. ağaçların uyuyabildiklerini bilmiyordum

    YanıtlayınSil
  6. şehirde gördüğüm, uyuyamayan ağaçlar için üzülceğim artık :(

    YanıtlayınSil
  7. Çok harika bir hikâye devamını merakla bekliyor olacağım ♥♥♥

    YanıtlayınSil
  8. Tüm detaylar gözümde canlandı okurken :)

    YanıtlayınSil
  9. komikli şirin gidiyo yineeee :) ağaçların gece hayatı özel hayatı da var yaniii :)

    YanıtlayınSil
  10. bi bilim dergisinde, güneş batınca ağaçlarda fiziksel değişimler olduğunu okumuştum. aklıma geldi şimdi.

    YanıtlayınSil
  11. Karanlıklar hormonu onlarda da varmış.

    YanıtlayınSil
  12. Sokak lambalarının zararlı olduğunu bilmiyordum bu çok kötü gerçekten 🙄

    YanıtlayınSil