SIRLARIN SIRRI

0


Merhabalar,

Bu paylaşımımda Dan Brown’ın son romanı “Sırların Sırrı” kitabından söz etmek istiyorum. Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan ve 656 sayfa olan kitabın çevirmeni Petek Demir. Bu kitabı önce eşim sonra da ben okudum. Bilim ve felsefe ile harmanlanmış, fütüristik öngörüler içeren kitabı aramızda bir süre tartıştık. Eşim hızını alamayıp dijital günlüğüne de kitap hakkındaki görüşlerini not etmiş. Bana okuyunca hoşuma gitti. Blog sayfamda paylaşmama izin verince ve metne yer yer kendi minik dokunuşlarımı ekleyince bu yazı ortaya çıkmış oldu. Keyifli okumalar dilerim.

 

 ***

Bilim, tarih ve inanç aynı düzlemde buluşuyor. 

İnsan beyninin sınırlarını yeniden sorgulatan kitapta; Tom Hanks karakteriyle özdeşleştirdiğimiz simgebilimci Prof. Robert Langdon, sevdiceği noetik bilimci Katherine Solomon ile maceradan maceraya atılıyor. “Ekşi Sözlükte ve Reddit platformunda roman kısmen karalansa da, reklam amaçlı ürün yerleştirme dozu rahatsız edici seviyelerde bulunsa da Brown birçok röportajında bu eseri için “En iyi romanım” diyor. “Bu roman benim zirvemdir” diyor, "Konuya sekiz yıl çalıştım" diyor. Birçok kişi Brown’ın iyi bir yazar olmadığını (edebiyatçı yazar; literature writer anlamında), ancak iyi bir hikâye anlatıcısı olduğunu söylüyor. Bu görüşe kısmen katılmak mümkündür fakat  edebiyatın bir yönü de hikâye anlatmak değil midir?

 

Brown, sıkı çalışıyor, bilgileri biriktiriyor ve harmanlıyor, çok iyi bir kurgu içinde bu bilgileri okura sunuyor. Söz konusu bilgiler içinde basmakalıp olanlar da var elbet. Kitap bir yandan serüven anlatımı olarak okuru nefessiz bırakırken, diğer yandan 'odak konu' hakkında sürekli düşünmeye çağırıyor. Böyle bir hikâye temposunda bunu başarabilmesi bence Brown’ı iyi bir yazar yapmaya yeter. Tabi, edebiyat yazarı olmadığına dair eleştiriler bir yönüyle çok da haksız sayılmaz. Mesela Brown’ın romanlarında bir mevsim tasvirini, bir yaprağın yere düşmesinin adeta kelimelerle fotoğraf çekerek anlatımını veya insanların psikolojik duygulanımlarının birebir size yansımasını sağlayacak anlatım üslubunu pek bulamazsınız. Hâlbuki edebiyat okuru bu türden unsurlara önem verir. Ancak, bir kitabı elinizden bırakamadan okumaya devam ediyor ve bu sırada birçok şey öğreniyorsanız ve kitap sizde olayın geçtiği şehire ve/veya şehirlere gitme isteği uyandırıyorsa eğer bence o kitap edebiyat eseridir. Mesela ben bu son romanın geçtiği Prag’a daha önce gittim, hatta bir gece konaklama da yaptım. Yani iki gün bir gece kaldım Prag’da. Ama şimdi anlıyorum ki bu şehri hakkını vererek gezmemişim. Şimdi en yakın fırsatta tekrar gitmek ve bu kez bambaşka bir gözle şehri anlamak ve anlamlandırmak istiyorum. "İyi kitap okurda yazma isteği uyandıran kitaptır" derler. Ben buna şu cümleyi de eklemek isterim: “iyi kitap okurda olayın geçtiği şehri gezme isteği de uyandırır.”

 

Kitap odağına “bilinç” kavramını koyuyor ve bu kavramı bütün boyutlarıyla ele alıyor. Modern bilimin; ‘bilinç; beynimizde oluşan, milyarlarca sinir hücresinin (nöronlar) trilyonlarca bağlantı noktalarıyla (sinapslar) elektriksel ve kimyasal sinyaller üretmesi/etkileşimi sonucunda ortaya çıkan öznel deneyim ve farkındalık durumudur’ savını tamamen devre dışı bırakarak başlıyor roman. Bunu yaparken de “beynin depolama kapasitesinin” büyüklüğüne ve ağırlığına oranla çok fazla olduğuna dikkat çekiyor. Bu çıkarım, akabinde ‘her şey beynin içinde meydana geliyor olamaz’ fikrine evriliyor. Öyleyse, bilinç beynin içinde oluşmaz, tam tersi beynin dışında bir varlıktır. Beyin sadece bir alıcı aygıttır. Bilinç beynin dolayısıyla insanın üretmediği aşkın bir kavramdır. Bilinç aynı zamanda ruhtur, özdür; bir anlamda “Tanrısal” bir kavramdır. Dolayısıyla insan ölünce bilinç ölmez; gelmiş olduğu kaynağa geri dönmüş olur. Bir anlamda semavi dinlerdeki “beden ölür, ruh yaşar” tezini işliyor ama bunu yaparken bilimsel ihtiyatı elinden bırakmıyor.

 

Dan Brown bu konuya annesinin ölümünden sonra eğildiğini ifade ediyor ve o ana kadar keskin köşeleri olan bir materyalist iken sonrasında bilincin yapısı hakkında daha esnek düşünmeye başladığını ilave ediyor. Esasen bana göre de romanın temel argümanı; günümüzde fizik, tıp ve biyoloji bilimlerinin geldiği noktada mekanik ilerlemeci, determinist görüşü esnetmeye başlatmasıdır. Einstein’ın “Tesadüf Tanrı’nın kendini gizleme yöntemlerinden biridir” sözü tam da bu noktada anılması gereken bir alıntıdır. Fizikte paralel evren, solucan deliği, sicim teorisi gibi güncel kuramlar; kuantum fiziğinde atom altı parçacıkların gözlemciden bağımsız olarak ölçümlenememesi gibi realiteler, materyalist bilim adamlarını bile agnostik bir noktaya doğru taşımaktadır. İşte romanda bu fikriyat dile getirilmeye çalışılmıştır. Fakat yazarın bizzat belirttiği gibi bu fikriyat öyle “bir kitap okudum hayatım değişti” basitliğinde değil, güncel bilimin olağanüstü sonuçlarından süzülerek okura yansıtılmaktadır. Ayrıca, ülkeler ve şirketler bazında bu konuların gizli bilimsel araştırma alanı yaratacak kadar önemli olduğu vurgulanmakta, sonuçta romanda günümüz için endişe verici bulunan ve yapay zekânın desteği ile nereye evirileceği kestirilemeyen beyin odaklı modellemelerin şimdilik önlendiği ve fakat bu hedeften asla vazgeçilmediği; daha doğrusu “konunun vazgeçilmezliği” ısrarla vurgulanmaktadır.

 

Roman, merak uyandıran kurgusuyla, Dan Brown okurları için olduğu kadar bilinç kavramına ilgi duyanlar için de önemli bir okuma deneyimi sunuyor.

 

Kitaptan bazı alıntılar:

 

“Prag’ın kelime anlamı eşiktir. İnsanlar buraya her geldiğinde tuhaf bir eşikten geçtiğini hisseder. Bu büyülü şehir, yüzyıllar boyunca mistisizm, hayalet ve ruhlarla anılmıştır “


Robin Sharma şöyle demişti: "Her şey iki kez yaratılır. Birincisi zihinde, ikincisi gerçek dünyada." Pablo Picasso'nun günümüze gelen en ünlü sözlerinden biri şuydu: "Hayal edebildiğiniz her şey gerçektir."

 

"İnsan bilinci kör noktalarla doludur. Bazen yanlış yöne bakmakla öylesine meşgulüzdür ki gözlerimizin önündeki doğruyu göremeyiz."

 

“Bir insan bilincinin en büyük sınavı, teşekkürlerini duyamayacağı gelecek nesiller için bugün bir şeylerden feragat etmeye duyduğu istektir.”

Yorum Gönder

0 Yorumlar
Yorum Gönder (0)
Üst