30 Kasım 2017 Perşembe

BİN DİLEK TUTTUM




Malumunuz yeni yıl yaklaşıyor. Koca bir seneyi daha geride bırakmak üzereyiz. Çarçabuk geçen onca zaman sonunda kim bilir neler neler yaşadık? Neler görüp geçirdik? Belki biraz çoğaldık, belki biraz azaldık. Refahımız artarken ömrümüzün azalması gibi. Ya da bir yandan yeni üyelerle büyüyüp genişleyen ailemizin, diğer yandan ebediyete uğurlamak zorunda kaldıklarımızla eksilmesi misali.

Durdurmak mümkün değil akışı. Mutlu anı başa saramadığımız gibi acının üzerinden atlamak için hızlandıramıyoruz da zamanı. Herkes kendi sürecini yaşıyor, kendi gerçekliğini arıyor, kendini var etmekle meşgul. Üretmek var olmanın en büyük kanıtı olsa gerek. Dolayısıyla çoğumuz bir şekilde üretime katılma telaşındayız. Hayat gailesindeyiz. Hedeflerimize koşuyoruz. Ulaştığımız her hedefin yaşattığı anlık hazzı, yeni hedefler belirleyerek çoğaltmaya çabalıyoruz. Bu sonsuz devinim sağlığımız elverdikçe devam edecek, hiç kuşkusuz. Giderek bencilleşmeyi dikte eden bir düzenin içerisinde hedefe varmaya çalışırken bir başka deyişle kendimizi için maksimum faydayı elde etmeye gayret ederken göz ardı ettiğimiz şeyler olabiliyor mu acaba ne dersiniz? Değerlerimiz, inançlarımız, insana, doğaya saygımız, empati yeteneğimiz, iş ahlakımız, bu tırmanış serüveninin neresinde acaba?

Bütün bu soruların cevabını düşünürken aşağıdaki temennilerimin denebilirse eğer bir anda şiire dönüştüğünü fark ettim. Hepimiz için BİN dilek tuttum.




BİN DİLEK TUTTUM

İyilik iyilik getirir
Duymayanlar duysun

Varlıklılar paylaşsın
Paylaştıkça çoğalsın
  
İlim, irfan yayılsın
Genç dimağlar öğrensin


Sevgi ile sulanan
Kıraç toprak yeşersin

Küslük ömür tüketir
Kırık kalpler barışsın

Kor alevde yananlar
Tez vakitte kavuşsun


Yanlışa meyl edenler
Yol yakınken dönsün

Evlatlar yol alsın
Anne baba övünsün

Dramlar son bulsun
Çocuklar hep gülsün

Susmak çare değil
Kadınlarımız bilsin

Neşe, sağlık, mutluluk
Yuvamızı  süslesin

Yeni yılımız hoş gelsin
Yine gelsin, hep gelsin


Bütün isteklerimizin gerçekleşmesi dileğiyle J


DEVAMI »

29 Kasım 2017 Çarşamba

MEVLİD KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN




Sevgili Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.)'in dünyaya geldiği bu gecede tüm dualarınızın kabul oması dileklerimle....
DEVAMI »

24 Kasım 2017 Cuma

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ




Merhaba Sevgili Arkadaşlarım,

Bugün 24 Kasım Öğretmenler günü. Öncelikle bütün öğretmenlerimizin bu anlamlı gününü kutluyorum. Yavrularımızı, can parçalarımızı onlara emanet ediyoruz. Biliyoruz ki ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Bütün gün onlarla meşgul olup hem eğitimlerine hem de öğretimlerine katkı sağlıyorlar. Okul dönemi başladığında evlatlarımızla bizlerden daha çok  onlar meşguller. Birer anne ve baba şefkati ile yaklaşarak onlara önce alfabeyi, sonra hayatı öğretiyorlar. Onları geleceğe hazırlıyorlar. Aydınlık bir Türkiye'nin temellerini atıyorlar. O yüzden de büyük bir sorumluluğun altındalar. Malzemesi insan olan mesleklerin sorumlulukları biraz daha fazla oluyor sanırım. 

Eminim ki hepimizin hayatında derin izler bırakan, rol model olarak tanımladığımız en az bir veya bir kaç öğretmenimiz olmuştur. Onlara bu anlamı yüklememizi sağlayan sahip oldukları  farklı vasıflardır büyük ihtimalle. Ya da duygu olarak kendimize yakın frekansta hissetmişizdir. Öğretmenler için de kendilerinde iz bırakan öğrenciler çok oluyordur elbette. Hamurunu kendi elleriyle yoğurdukları o minik bedenlerin büyüyüp bir meslek edindikten sonraki halleriyle karşılaştıklarında yaşadıkları hazzı herhalde hiçbir şeye değişmezler. Bu nitelikli etkileşimlere ülkemizin ihtiyacı çok olsa gerek. 

Büyük önderimizin; “Milletleri kurtaracak olanlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” diyerek medeniyet yarışında en önemli güç olarak işaret ettiği öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü´nü  tekrar kutluyor, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimizi rahmet, saygı ve şükranla anıyorum. 

Ayrıca, çok kıymetli annem ve babam ile birlikte aile efradıma yer alan canım öğretmenlerimin de bu güzel gününü tebrik ediyor emeklerinin karşılığını görecekleri nice mutlu yarınlar diliyorum.  


DEVAMI »

10 Kasım 2017 Cuma

ATAMIZA



Dün gece, günün yorgunluğu ile birlikte odama doğru çekilirken eşimin de elinde  kağıt kalem bir şeyler karaladığını fark ettim. Sabah uyandığımda kendi sosyal medya hesaplarında paylaştığı şeyin dün gece yazmaya çalıştığı aşağıdaki şiir olduğunu anladım. 





Gerçekten de kuzumuz hafta boyunca aynı cümleyi tekrarladı, durdu; "Anıtkabire gidelim baba, Anıtkabire gidelim baba....". 


Bugün bizi mesaide gören arkadaşlar "siz Ankara'ya gitmediniz mi hala" diye sorup duruyorlar.



ULU ÖNDER ATATÜRK'Ü SONSUZLUĞA İNTİKAL EDİŞİNİN 79. YILINDA SAYGI, ÖZLEM VE RAHMETLE ANIYORUZ.










DEVAMI »

7 Kasım 2017 Salı

"AYLA" FİLMİNİN ÖN GÖSTERİMİNDEN





Merhaba sevgili arkadaşlarım,

Bu yazıyı 27 Ekim'den önce yazmak isterdim ancak kısmet bugüne imiş. Uzun ve yorucu bir İstanbul günün ardından  Beyoğlu'ndaki  Grand Pera Emek Sinemasının önünde duruverdik eşimle. Amacımız vizyondaki filmlerden birini izlemekti. Biletlerimizi aldık ve sinema salonunun olduğu kata çıkmak için asansörün 4. kat düğmesine bastık. Düğmenin çalışmadığını anlayınca 5'e basıp bir kat aşağıya ineriz dedik. Fakat 5. kata çıktığımızda 4. kata inmenin hiç de öyle kolay olmayacağını anlamak zor olmadı. Neden mi? Çünkü "Ayla" filminin özel ön gösteriminin tam orta yerine düşmüştük. Filmin başlamasına çok az bir zaman vardı. Fuayede protokol ve İsmail Hacıoğlu ile Sinem Uslu, filme konu olan ve savaşta Türk askerlerinin bulup 'Ayla' ismini taktığı Koreli Kim Eunja (71) ile onun küçüklüğünü canlandıran Kim Seol de vardı. Hayranlarıyla birlikte resim çektiriyorlardı. 

Türkiye'nin Oscar adayı olan  ve Kore Savaşında yer alan Astsubay Süleyman Dilbirliği'nin başından geçenlerin anlatıldığı "Ayla" filminin orada oynayacağını bilmek ve filmi izlemek adına hiçbir çaba sarf etmeden oradan öylece ayrılmak olmazdı. Filmle ilgili röportajları ve medyada yazılıp çizilenleri sıkı takipteydim. Okurken ne kadar da dramatik bir hikaye mutlaka izlemeliyim diye aklımdan geçirmiştim. Sanırım bu konuda evrene gönderdiğim mesajlar çok kuvvetli oldu ki umduğumun çok ötesi ile karşılaştım. Salon görevlisi ricamızı kırmayarak en arka uçta boş duran üçlü koltuğa oturmamızda bir sakınca görmedi.  Koltukların kolçaklarına, üzeri siyah iplikle işlenmiş "Ayla" isimli beyaz mendiller konmuştu. 

Savaşın  soğuk yüzüne farklı bir ayna tutan film sona erdiğinde salondaki hıçkırık sesleri, alkış sesleri arasına karıştı. Mendiller görevlerini tamamlamanın verdiği buruklukla farklı yüzlerle buluşurken film ekibi ve filme konu olan Kim Eunja da sahnede yerini aldı. İşte o an minik kahraman ete kemiğe bürünmüş bir yetişkin olarak karşımızda duruyordu. O duygulu film müziği arka fonda devam ederken yönetmene sarılıp dakikalarca ağladı  Kim Eunja. Biz ise sadece ağladık ve alkışladık o koca yürekleri. 



Film 27 Ekim'de vizyona girdi ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nde düzenlenen 11. Cape Town Uluslararası Film Festivalinden ödülle döndü. Umarım Oscar'ı da kazanır ve gurur vesilemiz olur.

İzlemeyenler için söyleyebileceğim son söz dünyanın neresi olursa olsun yardıma koşan şanlı Türk askerimizi bir de bu erdemleriyle izlemenizi ve gururlanmanızı velhasıl film hala vizyondayken kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ederim. 











DEVAMI »

31 Ekim 2017 Salı

KEŞKE




Merhaba Sevgili Dostlar,

İş, güç, koşturmaca derken uzun zamandır sizlerle birkaç küçük yorum dışında pek iletişim kuramadım. Okuma, yazma, kültür-sanat vb.. eylemlerimi biraz daha öncellemem gerektiğinin farkındayım, inşallah bunu başarırım.

Arif Öztürk Bey'in  "Zaman her şeye yeter mi" adlı paylaşımını bu konuda kendime kılavuz etsem,

Sade ve Derin'in film, blog, kitap tavsiyelerini daha çok dikkate alsam,

Bücürük ve Ben'in "Haftanın Melodisi" başlığı altında paylaştığı Antony Carlos Jobim'in Desafidano adlı muhteşem şarkısını  sade kahvemi yudumlarken dinlesem

Sade kahve sevenlerin "Özü sözü bir, işleri basitleştirmeyi seven, sessiz fakat huysuz ve sade karakterli kişiler" olduğunu sevgili Yusuf kardeşimin  "Acı bir kahve tadında" adlı blogunda paylaştığı “İçtiğiniz Kahve Kişiliğiniz Hakkında İpucu Verir" yazısından öğrensem 

Kendimi, "Beyda'nın kitaplığında ya da " blogunda paylaştığı  "2. Eskişehir kitap fuarında geziniyorken bulsam.

Kış da geldi..! Yağmur ve Serhat ile bu konuda biraz  dertleşsem..

Balkanlar turuna katılıp "Daha mutluyuz" diyebilsem


"Kiremithanem" gönderse de o pişirdiği kırmızı biber dolmasından afiyetle yesem :))

İncinin doğumu hayırlısıyla gerçekleşse de bebeğini "İnciden Notlar" köşesinde fotoğraflarından olsun sevsem

Ne çok şey sıraladım bir çırpıda değil mi. Blogumun “Okuma listesi”ni açtığımda karşıma çıkan ilk paylaşımlardan derlediğim kısa bir yazı oldu. Doğaçlama gelişti. Bahsedemediklerim lütfen kusuruma bakmasınlar, kırılmasınlar. Hepinizi seviyorum J


DEVAMI »

4 Ekim 2017 Çarşamba

Size çok güzel bir haberim var gençleeeeerrrrr !





Yaşam süremiz uzuyor farkındaysanız. Medyadan takip edenler bilirler mutlaka. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yaş skalası tekrar güncellendi. Buna göre;


0-17 yaş arası: ERGEN
18-65 yaş arası: GENÇ
66-79 yaş arası: ORTA YAŞ
80-99 yaş arası: YAŞLI


kategorisinde değerlendiriliyor artık.


Yaşlı nüfusunun artması ile ömür süresinin uzamasına yönelik araştırmalara paralel olarak Dünya Sağlık Örgütü de yaş dilimlerini yenilemiş. Osman Müftüoğlu’nun da sağlık köşesinde belirttiği üzere artık 64 yaşındaki biri genç sayılıyor. Hal böyle iken kimse artık çıkıp da bize manavda, pazarda markette teyze, amca, dede hatta abla/abi bile demesin mümkünse.

Peki Türkiye’de ortalama ömür süreci ile ilgili olarak durum nasıl diyecek olursanız şayet;

Türk İstatistik Kurumu Enstitüsü’nün 2017 Mart ayında açıkladığı hayat tabloları 2015 sonuçlarına göre; doğuşta beklenen yaşam süresi;

Türkiye geneli için toplamda 78 yıl,

Erkeklerde 75,3 yıl ve

Kadınlarda 80,7 yıldır.

Görüldüğü üzere genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı 5,4 yıldır.


Kadınların azmi mi, zaferi mi diyelim, cefası mı, sefası mı diyelim bilemedim. Koşullara göre değişir elbette. Önemli olan sağlıklı ve kaliteli bir yaşam ve yaşlılık süreci geçirmek öyle değil mi?


Peki hiç düşündünüz mü? Kadınlar genel olarak neden erkeklere göre 5.5 yıl fark atıyor?
,

Haneler Seri’sinde Asuman Dabak’ın büyük bir başarı ile canlandırdığı aşağıda da bir örneğini izleyeceğiniz üzere halk arasında meşhur “kadın dırdırı” olarak nitelendirilen kadim iç dökme halimizin çok da kötü bir şey olmadığını söyleyebilir miyiz acaba ne dersiniz?






İzlediyseniz eğer kadın, bizlerin 6 ayda konuşacağını 5 dakikada konuşmuş, adeta. Böyle biriyle hayat geçirmek zorunda kalan bir erkeği düşünsenize değil 5,4 yıl fazla yaşamak, biran önce ebedi istiraatgahına kavuşmayı tercih eder.  


Şaka bir yana farklı görüşleri olanlar paylaşırlar mı acaba bizimle düşüncelerini, biz kadınlar neden daha uzun yaşıyoruz dersiniz?


DEVAMI »

27 Eylül 2017 Çarşamba

ÖYKÜ YARIŞMASI DUYURUSU




Merhabalar sevgili arkadaşlarım, 

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen “Her Hastalık Bir Hikayedir” temalı öykü yarışmasına başvurular başlamıştır. 

Hastalıkların öyküleştirilerek anlatılması halinde tıp, eğitimi alan öğrencilere, öğrenme kolaylığı sağlanacağı, doktorlar, hastalar ve hasta yakınları için bir empati aracı olacağı düşüncesiyle projeleştirilmiş bir yarışma bu.

Prof. Dr. Cengiz YAKINCI tarafından organize edilen oldukça kaliteli ve seviyeli bir platform. İlk üçe giren yarışmacılara para ödülünün yanı sıra en iyi ilk 30 öykü de kollektif bir çalışmanın ürünü olarak kitaba giriyor ve basılıyor. 

İlgilenenlere duyurmuş olayım. Katılmayı planlarsanız 5 sayfayı geçmeyecek bir kurgulama yapmanız iyi olur. 

Yarışmaya ait diğer detaylar ve şartname aşağıdaki linkte mevcuttur. 

"http://inonu.edu.tr/tr/368/e"

Yazarlarımıza bol şans şimdiden :))
DEVAMI »

8 Eylül 2017 Cuma

EYLÜL AYINDA NELER STOKLAYABİLİRİZ?




Hüzünlü, hazanlı, nazlı, niyazlı belki biraz da telaşlı giden Eylül ayında yaza güzel veda etmek ve de kışı zinde karşılamak için neler yapılabiliriz onu düşündüm kendimce ve aşağıya madde madde sıraladım. Siz de kendinize uygun olan seçeneklerin altını çizip ay bitmeden harekete geçmeye ne dersiniz?


1. Ağaçlı, nehirli, ahşap banklı patika yollarda yürüyüş ya da bisiklet turu nasıl olurdu acaba? Mümkünse kıymetli'nizle

2. Veya  kitap, kahve ve müzik/musiki üçlemesi? Mümkünse terasta

3. Yeni gösterime giren sinema filmlerine ne dersiniz? Mümkünse patlamış mısırla.

4. En sevdiğiniz şehirde İki günlük hafta sonu seyahati de olabilir? Mümkünse valizsiz.

5. Yüksek sesle karaoke söylemek? Mümkünse yalnız :))

6. Eylül’ün kendine has hafif hüznü ve meankolisi eşliğinde hep yazmak isteyip de bir türlü yazamadığınız “ o şiir’i ” yazmak olsun sıradaki. Mümkünse sitemsiz

7. Mantarın en bol, balığın en taze, elmanın en sulu olduğu bu ayda mevsime özgü, organik besinler araştırmaya, lezzetli öğünler hazırlamaya, sunmaya ve yemeye ne dersiniz? Mümkünse abartısız

8. Eylül ayında % 30-40 oranında indirimli olan kültür turları da mı olmaz? Mümkünse ailecek

9. Güzel bir "yaza veda" pikniğine ne dersiniz? Mümkünse sülalecek

10. On numarayı da sizin önerinize bıraktım, yok mu bişeyler düşünüp, eklerim ben de diyecek:))


DEVAMI »

5 Eylül 2017 Salı

PİJAMALARIN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ



Bilmem farkında mısınız? Ünlüler dünyası, bu günlerde er meydanına pijama stili kıyafetlerle çıkmaya başladı. Ben moda blokçusu değilim, moda ikonu hiç değilim. Kritik etmek haddime değil mutlaka ama hem bir durum tespiti yapmak, hem önce kendim bilgilenmek, hem de öğrendiklerimi aranızda belki durumdan bi-haber olanlarınız varsa paylaşmak için bu konuyu biraz irdeleyeyim dedim. Belki de konunun en cahili benimdir, bunu da artık sizden gelen yorumlardan da öğrenmiş olacağım.

Okumalarıma göre; pijama modası ilk olarak pijama paça pantolonlarla başlamış. Sonra Louis Vuitton, Dolce&Gabbana ve Emilio Pucci gibi ünlü markalar defilelerinde pijama koleksiyonlarını sergilemeye başlayınca pijamaların uyanış devri başlamış. Tasarımcıların 2016 yaz sezonu için allayıp pullayıp önümüze sunduğu pijama trendinin çıkış noktasının; rahatlık ve umursamazlık olduğu söyleniyor. Üzerinde fazla düşünülmemiş izlenimi veren kıyafetler, saç ve makyaj modelleri bu kadar yükselişteyken, belki de pijamalara bu denli şaşırmamamız gerekiyor.

Özellikle şarkıcı Gülşen’in bu stili sevip sık sık giymesi ve zaman zaman da o anları sosyal medyadan paylaşması üzerine, Burcu Esmersoy, Eda Taşpınar, Işıl Reçber, Merve Özbey gibi diğer bazı ünlüler de bu akıma kısa sürede ayak uydurmuşlar. Üstelik bu ‘Yataktan çıktığım gibi geldim’ imajını kullanan pek çok ünlü başka yıldız da varmış; geçen yıl pijama takımlarıyla gece davetlerine katılan Jessica Alba, Kylie Minogue gibi. İlkbahar-yaz koleksiyonlarında pijamayı podyumlara taşıyarak onu yatak kıyafeti olmaktan çıkaran ünlü tasarımcılar arasında Stella McCartney, Tommy Hilfiger, Richard Nicoll, Antonio Marras gibi başka isimleri de saymak mümkünmüş. Yine geçtiğimiz sezon, Vogue Türkiye Stil Danışmanı Ece Sükan, Paris Moda Haftası’nda Marni at H&M koleksiyonundan pijamalarla moda blogcularının objektifine takılmış.





Moda ikonları çarşaf çarşaf konun inceliklerini yazmaya devam ediyorlar, bir yandan. Örneğin;

Pijama modasına ayak uydururken yalnızca formlardan değil, desenlerden de destek almalıymışız. Özellikle çizgili, puantiye ve ekose desenler, pijama görünümlü kıyafetlerle çok uyumlu görünüyormuş.

* Üstelik,erkekler için bu trende ayak uydurmak daha da kolaymış. Ben cesurum, farklıyım, tarzım diye düşünen ey erkek ahalisi; bunun için Ryan Gosling’in Cannes Film Festivali’ndeki stilinden ilham alabileceğiniz salık veriliyor. Zaten pijama konusundaki en önemli stil ikonu da bir erkekmiş ve Colin Farrell, Matt Damon, Jesse Eisenberg pijama modasının erkek öncüleri arasında imiş, benden söylemesi.

*Durun daha bitmedi; modacılara göre; tam olarak yataktan yeni kalkmış gibi görünmek istemiyorsanız dikkat etmeniz gereken başka detaylar da var.

Bu konuda aksesuarlara en büyük yardımcınız olabilir.

Özellikle yaz ayları için şapkalardan, ahşap bilezik ve kolyelerden yararlanabilirsiniz.

* Üzerinize geçireceğiz bir ceketle pijamanın gayri-resmi havasına biraz ciddiyet katabilirsiniz.

Madalyonun bir de başka yüzü var bu arada;

Kanun çıkarmak gerekmiş
Pijama modası özellikle Amerikan gençliği arasında o kadar hızlı yayılmış ki; iş, konuyla ilgili yasal düzenlemeler yapılması noktasına kadar varmış. Louisiana’daki Caddo Parish bölgesinin yöneticisi Michael Williams, bir gün markette pijamayla dolaşan gençleri görünce kamusal alanda yatak kıyafetiyle dolaşmayı derhal yasaklamış.

Williams fikrini Wall Street Journal’da şu şekilde savunmuş: “Amerika ahlaki çöküntü içinde. Bugün pijama giyenler yarın sokağa iç çamaşırlarıyla çıkar.” Hatta Amerikan medyasındaki tartışmalar böyle yasaklamalar gelmesi halinde hangi kıyafetin pijama sayılıp sayılmadığına kadar bu işi irdelemişler.

Sokakta pijamayla gezmek daha önce Expo 2010 sırasında Şanghay’da yasaklanmış, hatta bunun “Bakın, ben yatarken de güzel ve yeni kıyafetler giyiyorum.” mesajı veren bir zenginlik göstergesi olduğu konuşulmuş. Bu arada “Sosyal Ağ” filminde Mark Zuckerberg karakterinin çoğunlukla pijamayla gezdiğini de hatırlatmadan geçmemek gerek.

Pijamayla işe gitmek tembelliktir, saygısızlıktır.” diyenlerden tutun da
 “Obezlere bol bolamat dolaşmak için gün doğacak” diye karşı çıkanlara kadar ortalık böyle kaynarken;


Benim ne eksiğim var deyip peşinden terlikler gelmiş;

Pijama takımlarının moda olmasıyla birlikte, onları tamamlayan aksesuarlar da yükselişe geçmiş. Pijamalar sokağa çıkar da terlikler evde durur mu hiç, ayakların da rahat etmesi gerek öyle değil mi ama?

‘Lounge’ yani dinlenme odası ayakkabısı da denilen ayakkabılar pijama takımlarının altına giyiliyormuş. Hatta bu ayakkabıları kırmızı halıda giyen pek çok ünlü isim de varmış. Pijamayla sokağa çıkmayı fazla iddialı buluyor, yine de rahatlık modasını bir ucundan yakalamak istiyorsanız eğer bu ayakkabılarla yetinmeniz de mümkün elbette. Charlotte Olympia, Tibi gibi markalarda yer alan ev ayakkabılarını yeni sezonda Topshop, Koton, Zara gibi mağazalarda uygun fiyatlara  bulabileceğiniz söyleniyor, meraklısına duyurulur.

Gel gelelim bunca laftan, sözden sonra işin en zevkli kısmına; tabiri caizse işin geyiğini yapmaya; Ben sokaktaki görüntüden çok evdeki görüntülerle ilgili birkaç saptamada bulunmak istiyorum izin verirseniz;

Şimdi söz gelimi evde oturuyoruz. Çat kapı misafir geldi. Üzerlerinde çizgili, ekoseli, pijama takımlarıyla duran, son derece kendinden emin bir aile ile göz göze geldiğimiz o ilk anda aklımızdan neler geçebiliriz onu düşündüm;

-        Acaba sohbete mi geldiler, gece yatısına mı?

-       Acaba, bizim çocuklar bizden habersiz pijama partisi mi düzenledi?

-        Acaba günlük kıyafetleri şu an çamaşır makinesinde yıkanmaktalar mı?

-   Acaba bakkala, markete giderken bir koşu pijama ile işi kotarma çabamızın bir ürünü olan meşhur babadan görme kadim geleneğimiz yeniden mi hortladı?

-        Acaba Gaffur’un akrabalarının istilasına mı uğradık? 
    
 Acaba bizim oğlanın karate hocaları kuşağını bizde mi unuttu?


-      Acaba biraz mısır patlatıp hemen bir romantik komedi filmi mi ikram etmeliyim?


-        Acaba kaçırdığım bir şeyler mi var?


Acabaları çoğaltmak mümkün elbette? Sizin acabanız ne olurdu merak ediyorum.

Benim gibi geleneksel yönü ağır basan biri için oldukça iddialı bir tercih olduğunu belirterek bugünkü yazımı burada sonlandırıyorum benim sevgili, sabırlı, sadık okurlarım.

(Yazarken kısmen faydalandığım kaynak: http://www.milliyet.com.tr/yataktan-yeni-cikmis-gibi-siklik/cumartesi/haberdetay/17.03.2012/1516436/default.htm)



DEVAMI »

30 Ağustos 2017 Çarşamba


30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun !!!!!
DEVAMI »

28 Ağustos 2017 Pazartesi

GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİ / KELEBEK ELBİSE / MÜSTAKBEL DAMATLAR ALIP MUTLU ETSİNLER, MÜSTAKBEL GELİNLER GİYİP MUTLU OLSUNLAR

Merhaba Arkadaşlar,

Geçen hafta (25 Ağustos Cuma) gazeteci Ayşe Arman'ın Tuba ve Ezra ile yaptığı röportajı okumuşsanız eğer şimdi yazacaklarımdan haberdarsınız demektir. Eğer okumamışsanız buyrun burdan okuyun;

Konumuz “giyilebilir teknoloji”;

Öncelikle “giyilebilir teknoloji” ne demek oradan başlayalım isterseniz;

İnsan vücuduna giyilerek veya takılarak kullanılabilen teknoloji ve teknolojik aletlerin tümü. Hayatımızı daha kolay, hızlı ve konforlu hale getireceği söylenen ürünler. Dediklerine göre; neredeyse tüm büyük şirketler, stil sahibi teknoloji ürünleri ortaya çıkarmak için sıraya girmişler.

Bu teknolojiyi görünür ve kullanılır kılmaya çalışanlardan biri de Tuba ve Ezra çifti. Tekstille uğraşan bir anne-babanın kızları. Kumaşlar ve eskizlerin arasında büyüyorlar. İkisi de güzel sanatlar okuyor, 2006’da güçlerini birleştirip ‘ezra+tuba’yı kuruyorlar. Tüm dünyadaki moda haftalarına katılmışlar, New York Times’ta haklarında şahane yazılar çıkmış 2012’den sonra ise giyilebilir teknolojiye yönelmişler. Yüzyılın 100 keşfi arasına giren “Kelebek Elbise”leri tüm dünyada sükse yaratmış. Şimdi ise kalp krizinin risklerini gösteren bir tişört geliştirmeye çalışıyorlarmış.

Özelliği nedir bu Kelebek Elbise’nin derseniz?

Bir gelinlik aslında. Gelin, sevdiği adama “Evet” derken, gelinliğin içine yerleştirilen çipler sayesinde gelinliğin üzerindeki kelebekler uçuşuyor ve müthiş bir görüntü ortaya çıkıyormuş. Çok da ilgi görmüş, dünyanın her yerinden sipariş alıyorlarmış. 


Daha önce bir firma için gün ışığı depolayıp, gece renkleri değişen bir nevresim koleksiyonu yapmışlar, şu an Türkiye’nin en önemli cam üreticilerinden biri için, teknoloji içeren tasarımlar yapmak üzere bir anlaşma imzalamak üzerelermiş. Aynı zamanda içinde hiç insan olmayan ve tamamen yapay zekâ ile çalışan, bir butik projeleri varmış. Yaptıkları işten muazzam keyif alan, kendi tabirleri ile “yürünmeyen yollarda yürümeye çalışan iki kadın”onlar.

Kuantum fizikçisi ve fütürist (gelecek bilimci) Prof. Dr. Kaku’ya göre; 2100’de her şey yazılım olacakmış. Vücudumuzda, implant olarak kullandığımız teknolojilerle yaşayacakmışız. Tasarımını internetten satın aldığımız ve 4D yazıcılarla evde bastığımız eşya ve giysilerin dönemi başlayacakmış.

Bizim ömrümüz yetmez tabii bunları görmeye ama, gelecek nesillerin, teknoloji ile bize göre çok daha fazla haşır neşir olacağı aşikar. Bunların artıları, eksileri tartışılabilir elbette.

Son söz olarak şunları söylemek istiyorum. Bu iki müteşebbis ruhlu kadını gerçekten yürekten kutluyorum. Ülkemizin onlar gibi vizyon sahibi, üretken, atılımcı insanlara çok ama çok ihtiyacı var. Gençler için önemli bir rol modeller, hayal kuruyorlar, hayallerinin peşinden koşuyorlar, ilham veriyorlar ve ülkemizin geleceğine dair ümit aşılıyorlar. Sizce de öyle değil mi? 




DEVAMI »

27 Ağustos 2017 Pazar

BÜYÜK YAZAR OKURA NE HİSSETTİRİR?

Merhaba Arkadaşlar,
Yeni nesil romancılardan Hamid KOÇ, Tuhaf dergisinin Temmuz sayısına verdiği röpörtajda şöyle demiş;
" Büyük bir yazarın okura hissettirdiği ilk şey zekadır. Yazarın zekası değil, okurun zekası...."

Ya küçük yazar ne hissettirir? derseniz;
"Okurun zekasını küçümserken, "Küçük" kelimesini, adının başındaki sıfat haline getirir".


DEVAMI »

26 Ağustos 2017 Cumartesi

İNSAN BEYNİNİ FARKLI BİÇİMDE ETKİLEYEN ON ROMAN


Bilim dünyası, insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirlemiş. 
"http://www.edebiyathaber.net" portalından öğrendiğime göre:
Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını belirlemiş. Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyormuş.
İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. 
Hatırlayacağınız üzere bir kısmı da sinema dünyasının klasikleri arasına girmiş olan söz konusu romanların listesi şu şekilde; 
  Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)
  Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)
  Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850
  Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)
  George Eliot / Middlemarch (1870)
  Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)
  Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)
  Toni Morrison / Sevilen (1987)
  J.M. Coetzee / Utanç (1999)
  Muhsin Hamid / Gönülsüz dinci (2007)
Eminim bu listede okuduklarınız ya da filmini izledikleriniz vardır. Bilmem siz de aynı görüşte misiniz?

DEVAMI »

20 Ağustos 2017 Pazar

DETOKS GÜNÜ



Bu güzelim Pazar gününü kendime detoks günü ilan ettim sevgili okurlar. Ama aklınıza ilk gelen o "biyolojik arınmayı"  yani vücudumuza  çeşitli şekillerde giren ve atık madde olarak nitelendirilip dışarı atılmayı bekleyen zararlı toksinlerden kurtulmayı kast etmiyorum.

Peki nelerden mi arınıyorum?

1. Çantalarımdaki fazlalıklardan
Önce el ve kol çantalarımdan başladım işe. Hepsini yatağa boca ettim. Neler neler çıkmadı ki içinden; çay ikramları sırasında verilen ve bizim minik keçiden hızlıca kaçırıp çantamın içine telaşla attığım kağıtlı küp şekerlerden, plastik tatlı kaşığına (sanırım uçak seyahatinden), çamaşır mandalından, (mandal nasıl girdi hiçbir fikrim yok) bir düzine kürdana, yine bizim keçinin bir çift  minik çorabına ve sayılarca ıslak mendil paketine kadar. Ha bir de nereye ait olduğunu unuttuğum yaklaşık 300 gramlık adeta bir gardiyan anahtarı koleksiyonum var ki o da ayrı bir araştırma konusu.

Bu ne büyük bir zenginliktir yüce Allah'ım dedim içimden, her kula nasip olmaz. Zahar boşuna dememişler kadınların çantası "gayya kuyusu'dur diye. Elini çantanın dipsiz karanlık dehlizine bir daldırırsın bir daha da çekip çıkaramazsın, arar durusun dakikalarca,  o anda çok hayati olan ve  bir an önce ulaşılması gereken  her ne ise artık. Neyse ki semtime nadiren uğrayan bugünkü hamaratlık dürtüm sayesinde şimdilik bu girdaptan kurtulmuş oluyorum.

2. Beni sıkıca sarıp gereksiz bir samimiyet gösterisine kalkışan o  insafsız kıyafetlerimden 
"Her sabah elbise dolabımın kapağını açtığımda beni seç, beni seç diye bağıran ve uzun zamandır giymeye yeltenmediğim sevgili giysilerim, işte  sizin sıranız. Biraz zayıflayınca tekrar giyebilirim dediğim birçok etek ve pantolonum, hepinize elveda. "Bana hiç bakmayın öyle melül melül, o kadar hizmetimizin karşılığı bu mu dercesine. Valla ben uzmanların yalancısıyım. Bir seneden daha fazla süreyle giymediğim kıyafetlerimi paketlememi ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamı söylediler. Belki  giyinildiğinizde benden daha güzel görüneceğiniz yeni bedenlere kavuşursunuz" dedim ve bu iç hesaplaşmayı daha  fazla uzatmadan vedamı gerçekleştirdim.

Bu arada bizim keçininkileri de ayıkladım tabi. Onun malı çok kıymetlidir yalnız. Bit'ine bile kıyamaz. Neyse ki yanımda yoktu o sırada  :)))))

3. -mış gibi yapan insanlardan


Beni aşağıya çeken, gece boyunca yaptığım şarjı, günün ilk ışıkları ile birlikte sıfıra indirgemeyi başaran, beni soğuran, sevincime sevinMİŞ gibi yapıp, kederime de üzülMÜŞ gibi yapan insanlardan da arınmaya karar verdim. En zoru bu olacak biliyorum. Ama yaşanacak sadece bir hayatım var ve ben bu hayatı, samimiyetine sonuna kadar güvendiğim, beni ve dostluğumu gerçekten hak ettiğine inandığım insanlarla geçirmek istiyorum. Slogan da geliştirdim üstelik "En büyük keyif, kaliteli sadelik".



Şimdi hepinizi  detokslanmaya bir başka deyişle iç huzura davet etmek istiyorum. Haftaya Pazar gününe ne dersiniz?





DEVAMI »