31 Ocak 2019 Perşembe

GÖKYÜZÜ SÜRPRİZLERLE DOLU


Merhaba blogcanlar; tatilimiz hemencecik bitiverdi. Üç gün evvel evimize intikal ettik. Yalnız dönüş sırasında uçağımız biraz sarsıldı. Yer yer türbülansa girdik. Bizim tatlı kuzu “anne altımız boşalıyor, baba içimiz çekiliyor” deyip deyip dursa da biz sanki hiç heyecanlanmıyormuş gibi duymazdan gelip her şey yolundaymış gibi yapmaya devam ettik. Neyse ki bu hal çok sürmedi ve kısa zaman sonra olağan akışa teslim olduk. O sırada elimi önümdeki koltuk cebine daldırarak Anadolu Jet/Magazin dergisinin Ocak 2019 sayısını karıştırmaya başladım.  Orada okuduğum ilginç bir haber dikkatimi çekti ve bundan sizlere de bahsetmek istedim.

 “Türk Hava Yolları Uçağında Doğum” başlıklı bu haberde, seyir halindeki bir uçakta gerçekleşmesi oldukça düşük bir ihtimal olan bir doğum hadisesi anlatılıyordu. Aslında uçak ve gemi seyahatlerinde çok sık olmasa da rastlanabilen bu tür olaylar deniz ya da hava yolu mürettebatının profesyonel yaklaşımları sayesinde çok iyi yönetiliyor.

Habere göre, geçtiğimiz Aralık ayında THY’nın Kinşasa-Librevil-İstanbul uçağına binen Demokratik Kongo Cumhuriyeti uyruklu bir aile bebeklerine uçakta kavuşmuşlar. Musuamba Michoukayembe'nin doğum sancıları kalkıştan yaklaşık 3 saat kadar sonra, uçak Nijer hava sahası üzerindeyken başlamış. İlk müdahaleyi Doktor olan eşi Kayoka Renemukadi yapmış. Kabin ekibi, doğumun başlaması üzerine uçağın arka tarafını izole ederek hazırlıklara başlamış. Uçak 13 bin metre irtifadayken bebek, dünyaya gözlerini 145. yolcu olarak açmış.
Bakımı yapılan bebeğe Benel ismi verilmiş. Uçağın kaptan pilotu, bebeğin ve annenin sağlık durumunun iyi olması üzerine uçuşa devam etme kararı almış. Böylece uçağın yeni yolcusu, doğumdan sonra 4 saat süren ilk yolculuğunu da tamamlamış. Uçak Atatürk Havalimanı'na indikten sonra aile ve bebekleri sağlık ekiplerinin refakatinde ambulansa bindirilerek Yeşilköy'de bulunan bir hastaneye götürülmüş. Böylece Kinşasa'dan 144 yolcuyla havalanan uçak, İstanbul'a 145 yolcuyla inmiş, sevgili okurlar.

Gökyüzünde doğuran, eşini semada doğurtan, göğe karşı doğan,  o uçağı kullanan pilotundan hostesine, hostundan yolcusuna, bu haberi okuyan, fısıldayan, yazan, duyan, duyuran velhasıl aynı anda birçok kişiye farklı duygular yaşatan bu mucizevi an bende de farklı duygular uyandırdı. Seyahat boyunca kendimi, bu olayla ilintili insanların yerine tek tek koyup empati yaptım. Neler mi düşündüm?

Öncelikle bir kadın olarak "insanın her an doktoruyla gezmesi büyük bir lüks" dedim.

Gökyüzünde doğan bir bebek olsaydım büyüdüğümde bunun havasını her yerde atar, astroloji bilimine yeni açılımlar getirdiğimi söylerdim.

Uçakta doğurtan doktor baba olsam "iyi ki bu mesleği seçmişim" derdim.

Pilot olsam bunu haber yapan dergiye Clark Gable bakışlı bir fotoğrafımı koydurturdum.

Hostes ya da host olsam “uçakta ilginç olaylarla karşılaşıyor musunuz?” diye soranlara anlatacağım ilk anı bu olurdu.

Yolcu olsam doğum başarı ile gerçekleşir inşallah diye dua ederdim. İçimden de komutlar verirdim; “Nefes al nefes ver, nefes al nefes ver” Ya da tetikte “en yakın hastaneye iniş yapacağız” anonsu bekler, “eyvah toplantıya geç kalacağım” diye endişe de duyabilirdim. 

Bloger olsam "bu haberi derhal blogumda  paylaşmalıyım" derdim😇

Ya siz ne düşünürdünüz🤔?

DEVAMI »

21 Ocak 2019 Pazartesi

İYİ TATİLLER


Merhabalar,

Malumunuz sömestr tatili başladı. Biz de kuzumuzu alıp biraz da babaannelerde melesin, biraz da oralarda tepişsin diye şehir dışına (deplasmana) gidiyoruz :))

Çocukken sabırla beklediğimiz karne gününü, karne hediyesini ve yarı yıl tatilli heyecanını şimdi ancak evlatlarımızın coşkusunu izleyerek yaşıyoruz öyle değil mi?

Aile büyüklerini ziyaret etmek, aile üyelerimizle özlem gidermek, işe yetişme telaşı olmadan birilikte keyifli ve uzun sabah kahvaltıları yapmak, gün içinde farklı etkinlikler planlamak da biz yetişkinlerin karne hediyesi olsun o zaman deyip harekete geçtik. Yarın sabah yolcuyuz.

Bu kadar sözü niye mi yazdım. Kısa bir süreliğine güzel yazılarınızdan biraz mahrum kalacağım. Niye uğramadı acep, niye yorum atmadı ki diye aklından geçirecek olanlar varsa eğer haber vereyim, ön alayım dedim.

Şimdi valizlerimizi hazırlamak üzere müsadenizi istiyorum. Beni özleyin anacığım.

İyi tatilllerrrrrrrr  :))



DEVAMI »

15 Ocak 2019 Salı

YÜREKTEN İSTEMEK / ÖYKÜ

Üç beş kuruş bozuk para bulma ihtimali ile pantolonunun ceplerini dışarı doğru sarkıttığında irileşmiş kara gözleri ile kendisine doğru bakan evladının ümitlerini boşa çıkarmayı hiç istemezdi. Ama her zamanki gibi cep delik, cepken delikti işte. Koca İstanbul kanını, iliğini sömürmeye acımasızca devam ediyordu. Çocuğunun karşısındaki acizliğine ve o andaki çaresizliğine isyan edesi geldi. Kendini derhal toparladı ve diz çökerek yavrusunun göz hizasına indi; “Sen şimdi derslerini çalış ve güzel güzel uyu. Defterini yarın sabah okul çantanın içinde bulacaksın” dedi. Kuzusu usulca yanından uzaklaşırken “Daha fazla çalışmalıyım” diye geçirdi içinden. İnşaat ustalığı ve lokanta bulaşıkçılığından kazandığı para beş kişilik ailesini geçindirmeye yetmiyordu ne yazık ki. Üçüncü bir işe daha ihtiyacı vardı.
Aylardır ödenemeyen veresiye defterinin yarattığı sıkıntı küçük oğlunun çizgili okul defteri ihtiyacının yanında ufacık kalmıştı. O an aklına palyaçoluk yapan arkadaşı Akif geldi. Yapacağı ek işi bulmuştu. Oldum olası çocukları çok severdi. Onları eğlendirirken kendisi daha çok eğlenirdi. Fakirlik terbiye etmeseydi bir düzine çocuğum olurdu diye düşünürdü hep. Hemen Akif’i aradı. O akşam katılacakları doğum günü partisi için arkadaşının yedek kostümünü giyindi ve birlikte verilen adrese gittiler.  
Pasta ve meşrubatlarla süslenmiş dikdörtgen masanın etrafı bir düzine çocuk tarafından kuşatılmıştı. İçeriye girdiklerinde masayı bir anda terk edip kendilerine doğru koşturan çocukları ev sahibesi zorla yatıştırdı. Onları, yan odada yere serdiği renkli minderlere yerleştirip sakinleştirmeye çalıştı. O sırada minderlere kendi çocuklarını ve kendi çocukluğunu oturtmakla meşgul olan Cemal’i kapıldığı hülyadan uyandırma görevi Akif’e düşmüştü. Arkadaşının ilk işinde çuvallaması istediği en son şeydi. Gerçi doğaları gülmeye kodlanmış çocuklara çok özel bir hüner sergilemeye gerek yoktu. Suratlarının ortasında tenis topu gibi duran ve üzerine bastırıldığında bip, bip diye sesler çıkaran kırmızı burunlarını her bir çocuğa dokundurtmak bile mutlu olmalarına yetmişti. Daha sonra ucuna sevgi bulaştırdıkları yumuşak tüylü boya fırçalarını masum tuvaller üzerinde gezdirip tavşanlar, kedicikler ve sincaplar yaptılar ve onları şen kahkahalar eşliğinde evin içine saldılar. Fıkralar, bilmeceler, pandomimler derken zaman doldu, parti sona erdi. Minik misafirleri kapıdan uğurlarken doğum gününe koca koca hediye paketleri ile gelen çocuklar için ev sahibesi de bir sürpriz hazırlamıştı. Kendi elleriyle süslediği hediye paketlerini birer birer dağıtmaya başladı. Gelemeyen iki çocuğun paketini de Cemal ve Akif’e verdi. Paketi açtıklarında çizgili ve kareli birkaç defter, birkaç kalem, silgi, renkli çıkartmalar ve renkli boya kalemleri gördüler. Çocukların gülen yüzlerine Cemal’in boyalı suratını ıslatan sevinç gözyaşları eşlik etti. 
Eve gittiğinde paketin içindeki her şeyi yavrusunun okul çantasına özenle yerleştirdi Cemal. Sonra mışıl mışıl uyuyan çocuğunun başını okşayıp alnına bir öpücük kondurdu. Yüklü bahşişi ile cebine bırakılan zarfı açtığında paranın bir kısmı ile mahalle dükkânın borcunu ödemeyi kalan kısmı ile de diğer zaruri ihtiyaçları karşılamayı planladı. Beş saatlik bir uyku için yatmaya doğru giderken bir yandan da en son neyi bu kadar yürekten istediğini hatırlamaya çalışıyordu. Başını yastığa koyduğunda helalinden kazanmanın verdiği gönül rahatlığı ile renkli rüyalara daldı. 

En son neyi yürekten dilemiştiniz acaba? Umarım gerçekleşmiştir. Sevgi ve selamlarımla :))


Not: Her hakkı saklıdır.

DEVAMI »

8 Ocak 2019 Salı

BİRAZ DA BİLİM TEKNOLOJİ

Türkiye’nin haftalık bilim, teknoloji ve kültür dergisi “Herkese Bilim Teknoloji” nin 28 Aralık tarihli kitapçığından öykünerek hazırladığım bu içerikte, hızla ilerleyen teknolojinin yakın zamanda bizlere daha ne gibi imkânlar sunacağına ya da bizleri daha ne kadar tedirgin edeceğine dair bir yazı kaleme aldım sizler için. 
Malumunuz, 2018 yılı yapay zekânın öne çıktığı bir yıldı, bundan sonraki yıllarda da bu tip araştırmaların giderek ivme kazanacağı düşünülmekte. Makineler daha işlevsel ve daha zeki bir hale gelmeye başladıkça insanların işsiz kalma sendromlarının da bu oluşuma eşlik edeceği tahmin ediliyor.
Eğitimcilerin pek çoğu bugün anaokuluna başlayan öğrencilerin yarın üniversiteyi bitirdiklerinde şimdiki mesleklerin %60'ı ile hiç karşılaşmayacaklarını söylüyor. Hatta bugünkü yaşam biçimimizin de yirmi yıl sonraki ile aynı olmayacağı öngörülüyor. Bütün bu hızlı değişim, dönüşümde bilişim teknolojilerinin yeri yadsınamayacak kadar büyük ve bizim bu duruma öğrencisi, sivili, genci, yaşlısı top yekün intibak etemiz gerekiyor. 
Üstün teknolojinin yakın zamanda sunacağı hizmetleri örneklendirmek için sanırım biraz “Artırılmış Gerçeklik” kavramı üzerinde durmak gerek.
-Artırılmış Gerçeklik (AR):
AR: Gerçek zamanda bilgisayar tarafından üretilen bilgilerin gerçek dünya üzerine yerleştirilmesi olarak tanımlanıyor. Bu iş için bir AR yazılımı ve bir kamera gerekiyor. Yani bir akıllı telefon, bir tablet ve yanı sıra bir kulaklık veya akıllı gözlük gibi cihazlar gerekiyor. Sisteme yüklü program, gelen video akışını analiz ediyor, sahneye ilişkin bilgileri indiriyor ve bunlar üst üste bindiriyor. Böylece bu teknoloji bizi kurgusal ve yalıtılmış bir evrene taşımış oluyor. Bu teknoloji sayesinde cerrahlar, mimarlar veya tasarımcılar, bir şeyi oluşturmadan veya müdahale etmeden önce neye benzeyeceğini görebiliyorlar. Örneğin, henüz inşa edilmemiş bir binanın tasarımını mükemmelleştirilmek mümkün olabiliyor. İnsanlar oturduğu yerden başka bir ülkenin sokaklarında dolaşabiliyor, tıp öğrencileri sanal bira hastaya ameliyat yapabiliyor.
Bugün yaklaşık 1,5 milyar dolar değerinde olan AR’nin pazar payının 2020'ye kadar 100 milyar dolara ulaşacağı belirtiliyor.
İlginizi çekeceğini düşündüğüm bir başka konu; Laboratuvarda üretilen et:
Şu anda 7.4 milyar civarında olduğu tahmin edilen dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyarı bulması bekleniyor. Hal böyle iken yeterli ve güvenilir gıdaya erişim de önem kazanıyor. Bilim insanları sürdürülebilir bir gıda sistemi kurmak için laboratuvarlarda et üretmeye başlamışlar bile. ABD’den İsrail’e kadar birçok ülkede; tavuk, et ve deniz ürünlerinin laboratuvar ortamında kök hücreden elde edilmesine yönelik çalışmalar son sürat devam ediyor. Fiyatı ve tadı ile ilgili kaygılar bertaraf edildikten sonra bu etin gerçek et ile rekabet edebilecek bir hale gelececeği öngörülüyor.
Ölümsüzlüğe atılan en önemli adım: Yaşlılığı durdurmak
Günümüz teknolojileri ile yaşlanma hızını yavaşlatma hatta durdurmanın yolları en çok araştırılan konulardan bir diğeri. Bilimsel araştırmalar devam ededursun bunun için en basit yol aslında bildiğimiz yolmuş. Yani Beyda’nın şimdilerde yapmaya çalıştığı şey. Kalori kısıtlaması yaptıran diyetler. Laboratuvar ortamında yapılan çalışmalar, kalori kısıtlamalı diyet uygulanan denek hayvanlarının, alışılagelen beslenme alışkanlıklarını sürdürenlere göre %65’e kadar daha uzun süre yaşadığını göstermiş. "Kısa ama lezzetli bir hayatım olsun" derseniz o da sizin tercihiniz elbette. 
Son yıllarda ileri teknoloji adına gerçekleştirilmiş olan, araştırılmakta olan, yakın zamanda hizmete girecek olan o kadar çok şey var ki, sayfalara sığmaz. Doz aşımına uğratmayayım diye yazımı burada sonlandırıyorum. Beğeni eşiğinize göre devam edebiliriz.
Hepinize sonsuz sevgi ve selamlarımla :))

DEVAMI »