DERİN HUZUR

29

          

SONUN BAŞI

Yazı tamamen kurgudur. 

Ömrümün sonunda, sonun başındayım. Doktor az önce söyledi; artık dördüncü evredeymişim, yaklaşık … aylık ömrüm kalmış. Yani koca koca günlerim, uzun uzun saatlerim ve yüzlerce dakikam var. Bu izafi zaman dilimi için üzülmeli mi yoksa sevinmeli miyim pek bilemedim. Belki her ikisi belki de hiçbirisi. Yapacak pek bir şey kalmadığına göre bu duygu karmaşasında en iyisi dolu dolu sitem etmek. Kime mi? Başta kendime, sonra herkese, her şeye, hastaneye, doktorlara, aslıma ihanet eden organlarıma, genlerime, yazgıma…

         İlginç olan şu ki her durumda en sonda olan ben, ölüm sırasında birinciliği kimseye kaptırmamışım. Kırklı yaşlarımın ortasında, benden büyük beş kardeşimin arasında, bütün arkadaşlarımın içinde, ilk kez en öndeyim. Makus talihimi ilk kez yendim. Hep son anda akla gelen, son anda davet edilen, sıranın sonuna, ödülün azına, yemeğin dibine denk gelen ben, bu sefer başı çekmekteyim.

         Neler yapsam acaba? Dünya turuna mı çıksam? Ya da çok istediğim o uzak doğu seyahatini mi gerçekleştirsem. Her akşam şık restoranlardan birinde daha önce hiç tatmadığım enfes lezzetleri mi denesem? Lüks bir gemi tatili de olabilir. Ama yok, bunların hiçbirini yapamam. Hayallerini dahi kuramam. Hayal kurmak için bile para gerek. Şimdilik en iyisi küs olduklarımla barışıp, dost düşman herkesten helallik istemek.

-      "Hey merhaba, benim gitme vaktim geldi de. Hani malum… Hakkını helal et. Öbür dünyada görüşürüz."

         Böyle mi demeliyim? Daha kibar, daha kolay bir yolu var mı acaba? Üzülmesinler diye bir de onları avutmamı beklenmesinler lütfen. Ya da beni teselli etmeye, bana moral vermeye kalkışmasınlar. Kesif ayazımda daha fazla üşümek istemiyorum. Tedavi süreci boyunca hem kendimi hem çevremi iyi kötü alıştırmış olmalıyım. Velhasıl kaçış yok. Saklanacak bir yer yok. O gün gelip çatacak. Takvimin son yaprağı kopacak. Üzerinde sarardığım titrek dal, diğer sarı yapraklarla birlikte beni de silkeleyip atacak. “Oyun bitti, rolün sona erdi” diyecekler. Reji ışıkları söndürecek ve kefen ağırlığındaki o sisli perde bir figüranın daha üzerine inecek. “Hepsi bu muydu?” diye bir soru bırakacağım orta yere. Kimse üstüne alınmayınca “daha fazlası olmalı…” diye cevap verecek iç sesim.

         Daha fazlasının ne olduğunu merak edip hayallere dalacağım. Dünümü, bugünümü, yarım kalan yarınlarımı, eksilerimi, artılarımı uzun uzun sorgulayacağım. Sonra hızımı alamayıp benden sonrasını da tasavvur etmeye çalışacağım. Zihnim hiç durmadan fikir üretecek. Dediğine göre; yasım uzun sürmeyecek. Adım birkaç yerde geçecek: “Şöyle iyiydi, böyle fedakârdı, şunu sever, bundan nefret ederdi, çok şakacıydı, üstüne ağırlık varmasın ama az biraz da inatçıydı rahmetli,” diyecekler. “Tedaviyi hep erteledi. Sağlığına hiç özen göstermedi” diyecekler. “Evlenip çoluk çocuğa karışsaydı hayata daha sıkı tutunurdu,” diyecekler. "Zavallı adam tek başına geldi, tek başına gidiyor” diyecekler. Desinler. Çok da haksız sayılmazlar. Fakat çocukları büyüdüğünde, eş dost birer birer hayatlarından eksildiğinde benim hep orada olduğum yere ancak gelecekler. Ve orada da yine susmayacaklar… Kimileri “bir başınalık ne kötüymüş” diyecek, kimileri “hiç de fena değilmiş” diyecek. Bazıları “yalnızlık Allah’a mahsus” diyecek. Ne kadar insan, o kadar ayrı fikir belirecek. Hepsine eyvallah. Fakat şunu da bilsinler ki hayat onu anlamlandırmaya çalışırken öyle ya da böyle tükeniyor. Her bir “an” parçasında, herkes için değişim mütemadiyen devam ediyor. O son güne, o son nefese adım adım yaklaşanların gördükleri manzara ise giderek daha da netleşiyor. Zihin yavaş yavaş susuyor, kuru kalabalığın sesi azar azar kısılıyor, zan’lar, ön-yargılar bitiyor, kabule geçişin verdiği dinginlikle her şey saflaşıp berraklaşıyor hatta ölümden korkma düşüncesi bile yok olmaya başlıyor. Bambaşka bir dünyaya uyanma fikri ruhun yükünü hafifletiyor. İşte tam da bu noktada asla yalnız olmadığınızı hissettiren o muhteşem, o özgün, o içsel senfoniyi, kalplerinizin derinliklerinde bir yerlerde duymaya başlıyorsunuz. Bebekliğinizin, çocukluğunuzun, gençliğinizin, yaşlılığınızın en güzel kısımlarını yanınıza alıp en güzel versiyonunuzu oluşturuyorsunuz. Duyduğunuz o büyülü melodi eşliğinde evrenle birlikte ritim tutuyorsunuz. Öz-gürlüğünüze kavuşuyorsunuz. Gürleşen özünüzle, yeni benliğinizle ruhunuzun götüreceği yerde, derin bir huzurdasınız artık ve sonsuz güvende…      

Not: Kurgu yazının tüm hakları saklıdır ve ilgili yasalarca korunmaktadır.

Yorum Gönder

29 Yorumlar
  1. Onu hiç kimse bilmiyor. İyi ki de bilmiyoruz Müfred :))

    YanıtlaSil
  2. Bu kurgu muydu yahu :( Ağlayacaktım neredeyse sonunda şu küçük notu görünce kalp atışlarım sakinledi. huuhh :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Can kardeşim🙏🙏🙏🙃😇😇. Sağlığım gayet yerinde. Keşke sonuna değil de başına yazsaydım kurgu diye. Fırsat bulur bulmaz düzelteyim en iyisi
      Selamlarımla 🤗🤚

      Sil
    2. Valla acayip kötü oldum :) Kesinlikle başına eklemelisin :D

      Sil
    3. Ah yaaa. Kusura bakma Sinan. Düzelttim hemen.

      Sil
    4. Teşekkür ederim :D

      Sil
  3. Kalemine sağlık, ne güzel bir yazı olmuş böyle. İnsanın öleceği zamanı bilmemesi ne büyük nimet diye geldi önce aklıma. Sonra bir dakikamız sonrasını bile bilmezken sınırlandırılmış günler söylenince bir anda oluşan farkındalığın neden ürkütücü geldiği ( gelebileceği) düştü aklıma. Karışık hisler uyandırdı vesselam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farkındalık, empati, sorgulama, biraz kaygı, biraz sitem ama en sonunda sonsuz huzura götüren bir yazı oldu sanki Vakt-i Dem. Teşekkür ederim ziyaretin ve yorumun için :))

      Sil
  4. İnsan öleceğini bilince çoğu şey ne gereksiz ve manasız geliyor. Hepimizin bilip bilmezden geldiğini iş işten geçmeden görebilmek , o güven ve huzura yaşarken ulaşmak ne güzel olur.

    Yine sımsıcak bir öykü olmuş, yğrepine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Handan, bu güzel yorumla yazıyı ne güzel tamamladın. Çok teşekkür ederim. Sağlıklı, huzurlu, güvende hissederek ve de hakkını vererek yaşayalım inşallah :))

      Sil
  5. Kalemine sağlık Sibelcim. Çok anlamlı, dokunaklı bir öyküydü. Çok güzel yazıyorsun hep zaten. :)
    Ölümün ne zaman geleceği belli değil ama insan da hiç ölmeyecek gibi yaşamaya devam ediyor. Öykünün özellikle son kısımlarını beğendim. Ölüm bambaşka bir dünyaya uyanmak olacak gerçekten de. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Duygucuğum. Temanın soğukluğu güzel yorumunla kamufle olmuş. Güzel bir dünyaya uyanmak dileğiyle 🤗🤚

      Sil
  6. Merhaba Yıldız Hanım, her ne kadar yazı kurgu deseniz de bana yaşanmış bir olay gibi geldi. Çünkü bu duyguları ancak yaşayan bir insan yazabilir diye düşünüyorum. Çok anlamlı, çok derin duygular var yazıda. Yazının bütününe göz atınca bu hayat gerçekten de çok anlamsızlaşıyor. Daha da ne diyeceğimi bilemedim. Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
  7. Yazı gerçekten de kurgu Fatih Bey. Size çok inandırıcı gelmesi sanırım aşırı empat, oluşumdan, bu tür süreçleri geçirenlerle duygudaşlık eğilimine girmemden ya da sevdiklerimin kaybına tanık olmuş olmamdan kaynaklanmış olabilir. Bilinmeyene dair bu tür duyguların tezhürü herkeste farklı farklı elbette. Benim özümden bunlar süzüldü. Teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Selamlar :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, ne demek Yıldız Hanım. Doğrusu yazının kurgu olmasına çok sevindim. Aslına bakarsanız yazıyı okuyunca sizin böyle bir süreçten geçtiğinizi düşündüm ve çok üzüldüm. O yüzden size esprili yorum yapmamıştım. Ancak şimdi gözümde Yıldızlar parladı:)

      Sil
  8. Çok teşekkür ederim nazik ilginize. Sağ olun, var olun 🙏😊🤚

    YanıtlaSil
  9. Çok güzel ve dokunaklı bir yazı olmuş, okurken çok kötü oldum, çok etkilendim. Çok tanıdık geldi yazıyı okuyunca. Kaleminize sağlık, bayıldım:)

    YanıtlaSil
  10. Hayatın kısalığında uğraştığımız işler hiç bitmeyecek bir hayata bile fazla gelir gibi hissediyorum bazen

    YanıtlaSil
  11. Yazıya korkarak başladım neyse kurguymuş 🙈🙈🙈

    YanıtlaSil
  12. Sanırım düşünceler bundan farklı olmayacaktır:) Ben bazen kötü alışkanlıklarımdan, kaybettiğim sevdiklerimden dolayı bu tip anları aklıma getiririm ve kendi iç sesimle konuşuyor gibi hissettim.. Neyse ki kurgu olduğunu başa yazmışsınız:) Mutlu haftalar şimdiden, saygılar:)

    YanıtlaSil
  13. Selaam! Blogger'da yeniyim. Sizi de takibe aldım. Blogumu incelemeye davet ediyorum. Instagram'da aktif olarak paylaşımlar yapıyorum, şimdi bu paylaşımlarımı bloggera da aktardım. Teşekkürler, görüşmek üzere 👋

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar :) Blogger'da yeniyim diyince cevap yazmak istedim :D Bizim oralara da bekleriz :) Özellikle Mahalle'ye :D orada bir çok blog yazarına ulaşabilir hakkında bilgi alabilirsin ;)

      Sil
  14. Ölüme giden yolculuğu adım adım ve çok derin anlatmışsın canım. Çok duyarlı çok gerçek bir hikaye bu.
    Ölüm hakkında bilgimiz olmaması çoğumuzu korkutuyor belki ama burada herkesin belli bir süresi var işte
    . Tekamül etmek için yaşayacağımızı yaşıyor ve özgürlük ve güven hissiyle ışığa, Yaradana kavuşuyoruz.
    Sen de öyle güzel anlatmışsın ki çok etkilendim okurken Sibelcigim❤️

    YanıtlaSil
  15. Değişik ama yer yer çok düşündürücü, dikkat çekici hatta insanı silkinip kendine gelmeye davet eden bir yazı olmuş, sevdim.

    YanıtlaSil
  16. Kurgu da olsa yaşanmışlık hissi uyandırıyor. Duyguyu karşı tarafa nakledebilme yeteneğinize şaşırmamak gerekir. Çok iyiydi!

    YanıtlaSil
  17. İnsanı derinden etkiliyor. Ölümle yüzleştiriyor. Kalemine sağlık

    YanıtlaSil
  18. Eninde sonunda hepimiz aynı yere gideceğiz. Önden gidenlerle buluşacağız. Kalan zamanı bilmek kulağa korkutucu geliyor. Ama bunu hazırlanma sürecine dönüştürmek, kolay olmasa da yaşayabilmek kabullenmek insana verilmiş bir şans.
    İşlediğin konu düşündürdü, zor ama içinden çıkılmayacak gibi değil, bunu bilmekte rahatlattı beni. Emeğine kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
Yorum Gönder
Üst