KIZ KULESİ

9

 


Merhabalar,

Anne Bebek Dergisi’nin Nisan sayısı için hazırladığım Kız Kulesi adlı öyküyü aşağıya bırakıyorum. Öykünün içinde geçen “Gel ey denizin nazlı kızı” şarkısı eşliğinde okumanızı naçizane tavsiye ederim. En iyi dileklerimle…

 


KIZ KULESİ

 

Canım Anneanneciğim,

Ben, hiç tanışmadığın torunun Nazlı.

Annemden defaatle dinlediklerime dayanarak seni sana anlatacağım. Biliyorum, hiç kolay olmayacak. Biliyorum, bilge bir çınarın sadece bir dalını anlatmaya karşılık gelecek cılız ifadelerim ama ben yine de yâd edeceğim seni, seni ve hüzün dolu mazini.

Bulunduğu şartlara boyun eğen kadim zamanların nahif kadınlarındanmışsın, anneanneciğim.’ İnce, narin ellerin, sevgiyle bakan gözlerin, doğuştan gelen bir asaletin varmış. Konuşmaktan ziyade dinlemeye meyilliymişsin. Dizinin dibine oturup dert döken insanları, arka bahçenden yükselen kuş cıvıltılarını, ha bir de fasıl şarkılarını dinlermişsin. En çok Acemaşiran makamındaki “Gel ey denizin nazlı kızı” şarkısı çalınırmış üçgen çatılı evinizde. Bu sebepten annem adımı Nazlı koymuş. 

Çabuk sinirlenmezmişsin. “Yaşamak kolay değil!” dermişsin en fazla. Haklıymışsın da, eğlenceli taraflarını senden sakınan hayat, hiç beklemediğin zamanlarda hiç beklemediğin sınavlara tabi tutmuş seni. Dedem ebediyete intikal ettiğinde üç çocukla yapayalnız kalmışsın. Oysa daha gencecikmişsin. Yeşermeye namzet taze umutların, saç tellerinden çok hayallerin varmış. En çok İstanbul’u, boğazın mavi sularını görmek istermişsin. Sınıf öğretmeninden duyduğundan beri Kız Kulesi'ni merak edermişsin bir de. Yılan sokması sonucu kızının öleceği kehanetinde bulunulan bir falcının dediklerine karşılık kralın denizin ortasına kule yaptırıp evladını orada yaşatması, fakat yine de yılanın gazabından biricik kızını koruyamaması seni derinden etkilemiş. Nasıl bir sevgi yoksunluğuna maruz kalmışsan, uğruna denizin ortasına kule inşa ettirecek kadar değerli olmanın anlamını düşünüp durmuşsun günlerce. O günden sonra bu ölümcül hikâyenin başkahramanı olmayı seçmişsin bile isteye. Babasız büyüdüğünden olsa gerek sevgisi ummanları aşan kralın kızı olmayı düşlemişsin hep… Hazin yazgınla hazin bir hikâyenin ucuna ilişivermişsin usulca. Gece başını yastığa koyduğunda, Kız Kulesi yeni yuvan olmuş. O yuvada lezzetli yemeklerle karnını doyuruyor, harika elbiseler giyiniyor, arkadaşlarınla gülüp eğleniyormuşsun. Bazen hiç duymadığın güzellikte bir melodi yankılanıyormuş kulenin duvarlarında ve sen bütün zarafetinle dans etmeye başlıyormuşsun. Efsunlu ezginin kollarına kendini bırakıyor, tıpkı bir balerin gibi parmak uçlarında ahenkle geziniyormuşsun. İşte bu yüzden dünya gözüyle Kız Kulesi’ni, bir başka deyişle hayal âleminde yaşadığın yuvanı görmeyi umut ediyormuşsun her daim...

Evlenip çoluk çocuğa karıştıktan sonra düşler ülkesinde büyüttüğün prenses zamanla külkedisine dönüşmüş. Arka arkaya doğan üç çocuk belinizi biraz bükmüş. Annem ilk göz ağrınızmış. Arkasından dayım ve teyzem gelmiş dünyaya. Kolay değilmiş geçim. Buna rağmen kendi yağınızda kavrulduğunuz, mazbut bir yaşantınız varmış. Madden yeterli olamasa da manen seni koruyup kuşatmış dedem. Daha fazlasını sunamadığı için hicap duymuş içten içe. Onun o halini hissedip ihtiyaçtan fazlasını istemek aklının ucundan bile geçmemiş. Azla yetinmiş bundan da şikâyet etmemişsin. Hatta dara düştüğünüzde çeyizlik danteller örüp satmış ev ekonomisine katkıda bulunmuşsun. Dilin niyazda, kalbin hep yakarıştaymış. Attığın her ilmiğe dualar düğümlemişsin çocuklarının geleceğine dair. Coşkun sevinçlerini onların yarınlarına, mezuniyetlerine, düğün törenlerine saklamışsın; ertelemişsin güzel olan her şeyi, düşlerinde var ettiğin Kız Kulesi’ni görmeyi bile. Daha sonra, daha sonra, belki daha sonra demişsin…

Aniden vefat edince dedem neye uğradığını şaşırmışsın. Eşini kaybettikten sonra yasını bile alenen yaşayamamışsın. Aynı kaderi paylaşan hemcinslerin gibi zor da olsa asılmışsın hayata. Saçının beyazına, şakak çizgilerinin arasına, sesinin çatalına gizlemişsin kederlerini. Çocuklarına yemeği üleştirirken kokusuyla doyduğunu, ördüğün hırkanın ipini kazağından söktüğünü; acını anne gülüşüyle örttüğünü  hissettirmemeye çalıştığın zamanların olmuş. 

Evlatlarını evlendirmiş, torun torba sahibi olacağın sırada hastalanmışsın. Annem bakımını yakından takip edebilmek için seni yanına almış. Tedavin uzun soluklu olunca Orta Anadolu’dan Marmara’ya, hayalini kurduğun İstanbul’a taşınmışsın. Bir gün hastaneden dönerken bir çay bahçesinde soluklanmışsınız ana-kız. Sohbet esnasında eskilere dalmışsınız. İşte ilk kez o zaman söz etmişsin annemin bihaber olduğu Kız Kulesi hayallerinden. Bunu duyan annem derhal bir program yapmış. İstanbul’un en güzide yerlerine görkemli seferler düzenlemiş. Bir araba kiralayıp iki hafta boyunca İstanbul’un altını üstüne getirmişsiniz. Her güne farklı bir rota çizseniz de gezilerinize ilk önce Kız Kulesi’ni ziyaret ederek başlamışsınız, geç kalınmışlıkların izlerini yok etmekmiş niyetiniz…

O ziyaretlerin birinde annem sana Galata Kulesi ile Kız Kulesi’nin aşkından söz etmiş: “Kuleler, İstanbul Boğazı'nın ayırdığı iki heybetli yapının birbirine duyduğu imkânsız aşkın timsaliymişler meğer. Yıllar yılı birbirini seyreden kulelerin aşkı, Hezarfen Ahmet Çelebi'nin Galata'dan aldığı mektupları Kız Kulesi'ne uçurmasıyla daha da alevlenmiş ve bu mektuplardan sonra iki kule, kavuşamasalar da karşılıklı bakışarak aşklarını ölümsüzleştirmişler. İşte, bundan sebep İstanbul geceleri daha bir parlak görünmekteymiş.” 

Suların üzerinde yükselen bu tarihi silüet uzaktan hayal ile gerçek arasındaki ince bir çizgi gibi karşılamış seni. Yakınlaşınca da zamana ve kadere meydan okuyan asil bir duruşla. Boğaz'ın tam kalbine gidip kulenin içine girdiğinde sanki evine girmiş gibi bir hisse kapılmışsın anneanneciğim. Sanki oraya aitmişsin ve hep orada yaşamışsın… Bir babanın kızına olan sevgisini kalbinin en derinlerinde hissetmişsin. Annem gözlerinde daha önce hiç görmediği, hüzünle karışık bir sevinç görmüş. Zaman adeta durmuş, hatta biraz geriye sarmış. Ruhlarınız kayan yıldızlar gibi birbirine akmış. Kulenin içinde dans eden güzeller güzeli bir prenses belirmiş hayalinizde. O hayale sıkıca sarılıp birlikte onu seyre dalmışsınız. Gözlerinden iri iri inciler süzülmüş anneanneciğim. Kızına göstermeden denizin mavi sularına dökmüşsün incileri, kim bilir belki bir istiridye kabuğuna gizlenir ve her ziyaretinde raks eden bir prensese dönüşür ümidiyle…

İşte böyle sevgili anneanneciğim… Her yaşam eşsiz bir hikâye, her hikâye eşsiz bir yaşam barındırıyor içerisinde. Ve bizler o hikâyelerin, o yaşamların meyveleri olarak zamanın kıyısında, kadim bir kulenin hudutlarında sessizce hemhal oluyoruz. Hem geçmişi taşıyor hem de geleceğe uzanıyoruz. Dalgalar bizi hırpalasa da Kız Kulesi gibi dimdik ayaktayız, biraz hüzünlü ama çokça gururluyuz. Ne mutlu ki içimizde sönmeyen bir ışık, sarsılmayan bir inanç var, sağlam bir köke sahibiz. Senin dualarından, senin mayandan süzülüp geldik biz. Dallarımız ne kadar uzağa uzanırsa uzansın, kalbimiz hep senin yanında. Sen hayatta olsan da olmasan da…

 

Yorum Gönder

9 Yorumlar
  1. Ne güzel bir hikaye, çok içten ve doğal. Eskilerin o kıymet bilen ve her şeye uyum sağlayan yanlarını seviyorum. Kalemine sağlık Sibel, çok güzel olmuş. 😊🌸

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Duygu eskilerin kanaatkar tutumları, vefakar, cefakar, fedakar yanları bu öyküde kendine yer buldu diyelim. Çok teşekkür ederim güzel yorumun için. Sevgi ve selamlarımla. 🥰

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  2. Bir torunun, hiç tanımadığı anneannesine hayallerin içinden, gerçekle düşleri harmanlayarak seslenişi. Duygulanarak, düşünerek okudum, geçmişe kısa yolculuklar yaptım. Torunlar, anneler, anneanneler, dedeler adına yeni anlatılar oluştu zihnimde.
    Nazlı'nın öyküsünde, sevgiyi, vefayı, sabrı, merhameti, paylaşımı, insan duyarlılığını ilmek ilmek işlediğini görmek; anneanneden torununa geçmiş bir beceridir belki diye düşündürdü beni.
    Anneanneni saygıyla, rahmetle anıyorum sevgili Nazlı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli Makbule Hanım, yazıyı ne güzel özetlemişsiniz. Gerçeklerle düşlerin harmanlanışı tespitiniz çok doğru. Çok teşekkür ederim dikkatiniz, değerli yorumunuz için. Ebediyete uğurladığımız cümle geçmişlerimize rahmet olsun. Güzel meziyetlerin nesilden nesile akması, aktarılması dileğiyle.🤗

      Sil
  3. Kız Kulesi’ni göremeden bu dünyadan göçecek diye çok korktum bir an. Neyse ki gördü :)

    YanıtlaSil
  4. İstanbulun gecelerinin daha parlak görünmesi. Güzel bir hikaye

    YanıtlaSil
Yorum Gönder
Üst